13 Ekim 2017 Cuma

Bir kizimiz oldu- bebekler sahiplenilir mi?--

Aidiyet meselesine sonra, cook sonra bir gun gelecegim elbet.

En son gonderide suni sanci verilecegini soylemistim. Gozdenin dakikada 4 damla olarak neredeyse yok hukmunde ayarladigi serum bana takilir takilmaz etki etti. Normalde iki saate ancak etki etmesi gerekirmis.

Benim her seyim tuhafti zaten. Hastaneye yattik. Rahim agzina ilac koyulacakti. Daha koymadan nstde sancilar duzene girmisti. Burada da suni sanci bir anda sikligi arttirdi. Ama bu beklenen bir sey degilmis. Bir saatin sonunda serum cikartildi ve benim sancilarim duzenli olmasi beklenen sekilde seyretmeye basladi. Yani dogumun aktif fazina girdik.

Fakat...O kadar seye ragmen rahim agzi yumusamadi. Acilmadi. Son nst benim icin ay ne guzel kasilmalar devam ediyor seklinde akarken bebegin de kalp atislari dusmeye baslamis. Kasilmaya eslik eden rahim agzi acilmasi olsaydi belki de her sey yolunda olabilirdi. Ama Gozde de, Volkan Bey de gidisin bebek icin iyi olmayacagini dusunduler. Bir defa daha vajinal muayene yaptiktan sonra acilmanin hala olmadigini gorunce mecburen is sezaryene dondu.

Dogal dogumu destekleyen biri ile calismanin artilari var gercekten. Ve bu sezaryen icin de gecerli oldu. Lavman yapmadilar, ameliyathaneyi isittilar, butun ameliyat boyunca gogsumden iceri bir isitici soktu Gozde, kocam yanimdaydi, bebegin kordonu gec kesildi, ten tene temas yapabildik... Baska seyler de olmustur ama anin saskinligindan bazi seyler gercekten gercekustu.

Bebek kesenin icinde kaka yapmis. Cok oldugunu ve tehlikeli oldugunu soylediler. Cigerini fazlaca temizlemek durumunda kaldilar. Sonra da bana verdiler. Anestezi etkisi altinda ne konustugumu, ne yaptigimi animsamiyorum.  Ama bir ara siyaset falan konustuk, nerden konu acildi bilmiyorum.

Nihayetinde avuc kadar bebe, 40+5. gebelik gununden sonra, 2800gr, 49 cm, 15.46 da 11.10.2017 tarihinde hayatimiza bir kez daha bu sefer goruntusuyle birlikte girdi.

Ameliyat olmak zormus, sezaryen konusunda pozitif bir sey soyleyemeyecegim. Hele ki hastaneden cikmadan once koridorda zor zahmet yuruyus yaparken bir gebe kadin icin "la ben ne bok yedim ki!" dusuncesine sebep oldum, umarim planli sezaryen fanatigi degildir kendisi. Oyleyse de kendi bilir... Herkeşin ameliyat yarasina kimse karisamaz!

Sureci farkli asamalarda yasadim. Diyecek baska laflarim da var. Sonraya kalsin.

Iyi ki Gozde vardi, iyi ki Volkan Dede vardi. Iyi ki Izmirdeydim. Hastane personeli de iyiydi bence. Guleryuzlu ve nazik insanlar denk geldi.

Neyse uyuyayim ben azicik. Arkasi baska zamana.

Yapmayani dovuyollaa




10 Ekim 2017 Salı

Hastanede 0.0 (40+5)

Dun aksamustu yatis yaptim. Gunduz kontrole gittim Aydin'daki hastaneye. Doktor suyun bitmis dedi. Radyolojiye gonderdi. Orada da su kesesi goremediler. Yatis oneriyorum dedi. Biz de Izmir'e geldik. Yine kontrol yapildi. Endise edilecek bir su azalmasi yok fakat yatis yapalim propess takalim dedi doktor. Dun aksam saat yedi gibi propess takildi.

Oncelik olarak dogal dogum titrini kaybettik. Cok onemli mi degil. Ama dogum dogal bir olaydi kendiliginden basliyor muydu? Demek ki her zaman degil.

Kasilmalarim var, kisa sureli ve rahatsiz etmiyor. (Ama koridorda aglayan bebek sesleri ediyor:S) Agri hissetmiyorum desem yeri. Bacaklarimda ve kasiklarimda hafif bir sizlama var, o kadar.

Sabah yeniden vajinal muayene yapildi, acilma yok denilecek gibi. 1 cm. Dun geceden bu yana pek bir degisiklik yok. Bu da gidis icin mudahalenin habercisi. Suni sanci icin tamam dedim. Neyle karsilasacagimi bilmiyorum.

Hazir hissetmeyle mi alakali? Ruhsal sureclerin devreye girmesi ile sabote ediliyor mu dogum? Surece bakinca kendimi anne olmaya, bebek ile ilgilenmeye, bebek sevmeye hic hazir hissetmedim. Hala benzer duygum yok. Su anda en buyuk odak noktam bedenimi yeniden tek basima kullanmak. Ama bunu yaparken madem oyle yarim saatlik sezaryen operasyonu tercih edeyim diyemiyorum. Neden bilmiyorum. Vicdan mi yoksa nedir, bilemiyorum. Pek cok seyi bilmiyorum sanirim.

Bekliyoruz. Bir sure daha bekleyecegiz anladigim kadariyla. Kendimi kotu hissetmiyorum. Hastanede kalmak cok da eglenceli degil sadece. Bakalim surec ne gosterecek.

8 Ekim 2017 Pazar

Geceeleeer yar yaaarr- 40+3

Her turlu oksitosin arttirici eyleme varim. Mesela sirf bu yuzden gecenin dordunde kalkip mustakbel cocuumun odasindaki kanepede pinekliyorum. Neden? Cunku hazirlik... Sirf dogum sonrasi gece uykusuzlugunu tecrube edeyim diye boyle bir kampa yatirdim kendimi. Cok iyi yapmisim bence.

Doguramiyorum kafasi pek garip. Ilk kez mahalle baskisini kendim dahil herkesin katkisiyla hissediyorum. Her lafi gotumden anliyor, emmeye gommeye gelemiyorum.

Cumartesi Izmir'deki doktora gittik. Nst iyi, biraz kasilma var (adi var hissi yok), su biraz az gibi. Sali gel tekrar bakalim dedi. Hacim dedim sali sallanir. Bakilacak dedi. O zaman ordaki hastaneye gideceksin. Eger suyun azalmis ivir zivir derlerse, mudahale gerekiyor derlerse buraya gelirsin bir defa dala kontrol ederiz dedi. Piki, dedim. Ama aldi mi beni bir endise! Cunku bence kesin burda hastanedeki doktor diyecek ki ohoo 40 haftayi da gectin, o zaman gel sana ameliyat yollari. Dogum kendi baslasin istiyorum. Ama baslamiyor, ben de sinir oluyorum. Hadi demekten kicim cikti.

Hurmaya dadandim. Malum deyisteki gibi olmasin diliyorum ama baska da bir sey gelmiyor aklima yapabilecegim.

Gozdeyle konustum, sorun yok, nefesine odaklan dedi. Bu tip anlarda ben yapamiyorum onu kardes. Bak dogum baslasin, nasil yonetiyorum ben o stresi; eylem var cunku. Ama eylemsizlik hallerinde oyle basarisizim ki aklim almiyor. Beklemek, belirsizlik, kontrol edememe... Olum gibi bir seyler oluyor ama kimse olmuyor, o hesap.

Ha bu arada bok varmis gibi bilimum kadin web sayfalarinda cirit atiyorum. Nerede gereksiz bilgi ben oradayim. Kadinlar klubu olsun, melekler mekani olsun,( ay reklama mi girdi produksuyoncu bey!) analik sayfalari olsun hepsini tariyorum. Aaa bak cilvelikiz nasil dogurmus bende de mi oyleydi acaba diye kiyas yapiyorum. Nasil sagliksiz nasil sagliksiz anlatamam.

Gerci bebek hareketi sandigim seyin kasilma oldugunu ogrendim az once. Yani, sanirim. Bu da bir bilgidir.

Mantikli olan ben daha zaman var, vucut ve bebek hazirlaniyor, o sure dolmadan baslamayacak endiselenme diyor. Neydi, damla tamamlanmadan damlamaz! Ama duygusal ben durmuyor. Uyuyamiyor, endiseleniyor, sikiliyor, tahammulsuzlesiyor. Daha uc gun once oyle de guzel uyuyorum boyle de guzel uyuyorum diyen ben 40 dolar dolmaz gozle gorulur bir bicimde somatizasyon halinde duzensiz uyku haline gectim. Bunye o kadar net yani bu konuda.

Fakat tek bir sey var ruhumu yumusatan. Kedim. Resmen en yakin arkadas, resmen destekci, yatistirici, iyilestirici. Simdi de kolumda yatiyor, giril giril. Iyi ki var. Iyi ki.

4 Ekim 2017 Çarşamba

40 a 1 kala


Yemin ederim sırf bu geyik için bekledim. Tamam artık doğurabilirm :D


Doğmuyorduuu, bir türlü doğum başlamıyorduuu, içimdeki alien gitgide büyüyor, anası çikolataları götürüyor, çocuk 3500 gr'a yaklaşıyor ancak nasıl çıkacak düşünmüyorduuu.

Ben bu hafta gelir diye çok heveslenmiştim ya. Ama çarşambaya kadar. Bugünden sonra artık yne erketeye yatabilir. Çünkü babalık izni 10 gün ve sadece tek bir haftasonuna denk gelirse çok güzel olacak.  Bunun için de yine en erken pazar gecesini beklemesi lazım. Nasıl da küçük hesapların adamıyız, ebeveyn travmalarına hoş geldin diyelim.

Doğum kanalına doğru hafif bir sızlama da olsa "Aha, hadi bakalım, yaşasın!" diyorum. Geçen hafta demiyordum bak. Geçen hafta bu his olduğunda gözlerimi pörtletip "Aman allahım sıçtık!" diyordum. Sonra geçiyordu ve rahatlıyordum. Şimdi tam tersi. "Tüh ya, yine geçti." diyorum. Bu gerçekten hazır olduğumun göstergesi sanırım.

Bir de zaman geçtikçe ve ben evde kaldıkça yapmam lazım deyip de debelendiğim ama nasıl olcak diye endişelendiğim pek çok şeyi de tamam ettim. Ne bileyim mesela temizlik işleri, düzen işleri, bebek odası, giysisi ıvırı zıvırı, buzluğa stokladığım yemekler, birkaç delici kesici ev tamirat işi (Evet matkap ve ben çok yakın arkadaşız.) , onlar bunlar derken kafamdaki zımbırtılara tik attıkça ben daha bir tamam oldum. Yapma etme dendi ama zaman geçmiyor aksi halde, boş oturmaya alışkın değilim ki!

Uyudum da. Kendimden beklemediğim performansları göstererek hem de. Öğle uykusundan nefret ederim. Düzensiz uykudan da. Uyku dediğin gece 10.30 sularında başlayabilir sabah da yine 10.00-10.30 sularına kadar uzayabilir. Benim için ideali 12.00-7.30. Şükür ki hala aynı standartta gece uykusu uyuyabiliyorum, gece uyanmıyorum, bu yüzden de gündüz enerjim yerinde oluyor. Öğle yemeğinden sonra hafif mayışmaya başlarsam kendime izin veriyorum. Normalde öğle uykusundan uyandıktan sonra midemde tuhaf bir his oluşur, ayılamam, sersemlerim. Alışmaya başladığımdan belki de sanki daha az hissediyorum bu saydıklarımı.

Çevremdeki insanların heyecanı eskisi gibi rahatsız etmiyor beni. Kabullendim varsayıyorum. Halam telefonda "PİİİİREEEEMMMSEEEEESSSS NAAAAAPIIIYYOOOOOORR!" dediği zaman uyuzlanmıyor, "Ehe ehe, iyi artık bekliyoruz." diye cevap veriyorum. Piremses anası olmaya layık hareketler yapıyorum.

Her hafta doktor kontrolüne gidiyorum. En gıcık şey bu. Bir hafta Aydın bir hafta İzmir mekik dokuyoruz. Çünkü nst. Nst çok önemli doktorların gözünde, her şeyi ona göre ayarlıyorlar. İzmir'deki klinikteki nst yatağı iyi de Aydın'da her 20 dk sonrasında belimden katır kutur sesler çıkıyor kalkarken." Taş mı döşediniz, naptınız?" diyesim geliyor sonra özel de olsa hastane burası diye sakinleştiriyorum kendimi.

Doktorlar da çoğunlukla benzer şeyler söyleseler de bazen farklılaşabiliyorlar. Aydın'daki en son suyun azalmış bol su iç demişti, İzmir'deki ölçtü biçti normal dedi. Aydın'daki kilomu bahane etmeye başlamıştı. İzmir'deki iyisin, dedi. Aydındaki yüzünü görebiliyorum, hiç görmememiz lazım demişti, İzmir'deki daha öncesinde kanala girmiş, yüz hatlarını seçemiyorum, demişti. Hatta cinsiyetini sorduğumuzda onu da göremediğini söylemişti, umarım son anda bir pipi ile karşılaşmayız!

Hastane çantası hazırlamak kolay ancak bir o kadar da zordu. Ben çok kolay seyahat çantası hazırlarım. Belirli bir standartım vardır ve onun dışına çıkmam, abartmam, gereksiz şey almam, dolayısıyla seyahatlerde kocaman kocaman bavulları peşim sıra sürüklemem. Hastane çantası için de bence başarılı bir hazırlık yaptım diye düşünüyorum. Sadece kafamı kurcalayan bir hava değişimi var. Buraların sıcağı soğuğu belli olmuyor. Bebek için değil ancak kendim için belki buna dikkat edip bir şeyler ekleyebilirim. Hastaneden çıkıp arabaya binip eve geleceğiz işte, ne kadar kötü olabilir ki?

İşin ticari boyutu yine göze göze sokuluyor tabii bu alışveriş noktalarında. Tek kullanımlık donlar var. Don diyorum çünkü külot demek fazla ince bir tabir onlar için. Naylon bir şey. Benim aklıma kağıt sabunları getiriyor, her gördüğümde gözümde canlanan şey külodun giyen kişinin kıçında eriyip sonsuzlukta kaybolduğu oluyor. :S Bu yüzden almadım. Gidip bol pamuklu beyaz anane donu aldım. Zaten baktığında aynı para. Atcaksam onu atarım en azından rahat olsun.

Ha, şu don meselesinde bir kafa karışıklığım mevcut. Şimdi sezaryenlerde yara izinin üstüne gelecek çamaşırları öneriyorlar, bato tipi olanlar. Normal doğumda normal çamaşırlarımızı giyebiliyor muyuz peki? Çünkü ben dersimi ona göre çalışmıştım.

Bebekle ilgili en büyük soru işaretlerimden birisi de göbek bağı. Öğğk. O ne biçim bir şey ya, düşsün o hemen. Onun sorumluluğunu almak da zor. Göbekte bir klipsle yaşanır mı yahu? Kaç günde düşüyor o bağ? Gitsin hemen. Bak sırf o göbek bağı yüzünden erkekler çocukları ellemeye korkuyorlar.

Korku demişken... Memeler... Süt... Emzirmek... Mahremiyetin kalmaması... Eskiden daha naiftim emzirme konusunda,  şimdi instagramda bazı emzirme sayfalarını takip ediyorum. Rahatsız oluyorum. Abartmıyor musunuz? En son birisinde "En az 2 yaşına dek emzirin, daha istiyorsa daha da emzirin" diyordu. Ergenliğe kadar yolu var madem???

Geçenlerde bir arkadaşıma gittim, kızı 17 aylık. Hala emiyor. Ne güzel. Kendi memesi kendi kararı. Benim için beslenmenin belirli bir düzeni ve adabı vardır, yetişkinler için de. Sonuçta beslenme en temel,,ilkel, hayatta kalma davranışı. Dediğim gibi benim için yeri ve zamanı var. Bu velet biz otururken başladı meme demeye. Arkadaşım da açtı memesini bir süre emzirdi, tamam. Ama sonra velet sıkıldıkça gitti geldi emdi, memeler ortada.  Alışmış olduğu için sıkıntı yaşamıyor belli ki. Ben de onun o halinden rahatsız olmadım. Dediğim gibi onun memesi, onun çocuğu. Ama sanırım benim için pek uygun değil. Bebekken algılaması zor elbette ne zaman isterse o zaman beslenecek. Ama bir süre sonra ben düzen isterim arkadaş. Zor işler yani.

Yine aynı arkadaşım bana bebek odası aldınız mı diye sordu. Aldık dedim. "Ahaha iyi yapmışsınız, bizim için çok güzel çamaşır deposu oldu, yıkadıklarımı bebek yatağına yığıyorum." dedi. "Kullanmıyor musunuz?" dedim. "Yok, bir kere bile yatmadı." dedi. Bulutlar arasında kabustan uyanan ben içimden "HAAAAAAYIIIIIIIEEEEEERRR!" çığlıkları atmaya başladım. Ben yatağında yatsın istiyorum ya! Bana ne!

Ama o hep fazla anaçtı. Bense hep fazla domuzdum. Bence başarabilirim. :D

39+6 
O zaman sizleri neredeyse 40 haftalık göbeğim ve zebralı pijamamla selamlıyorum. Umarım bir sonraki yazıda doğurduğumu ilan ederim.

Bu arada isim buldum. Hala bulduk diyemiyorum çünkü kocam için hala net değil. Ama ben kararlıyım. Bence benim dediğim olacak. :D




27 Eylül 2017 Çarşamba

Ağlama duvarı

Hamile yazılarından ziyade konuşamadıklarımı burada "çığırma" haline döndü bu blog. Hoşnut değilim. Amacım genel olarak hamilelik süreci içinde kalemle yazamadığım günlüğü buraya yazıp kendime anı bırakmaktı. Geri dönüp baktığımda ise hep bir yakınma, endişe ve buna benzer nahoş duygularımın yeşerdiği bir alan haline döndürmüş olduğumu görüyorum. Mutlu zamanları yazmanın sanki mantığı yokmuş da kötü olanların anlatılası varmış gibi. Ona ihtiyaç duyuyorum aslında. Diğeri zaten zamanda eriyip gidiyor.

Blog amacından sapınca ben!


38. haftayı geçtim. Hala doğurmadım. Hala doğurmasam mı diye düşünüyorum. :D Çünkü beni çok çok çok KOCAMAN panikleten şeyler var. Başa çıkmakta zorlanıyorum. Terapi eğitim sürecim birkaç aylığına askıya alındı. Mecburen. Bir de araya yaz tatili girince epeyce bir zamandır eksik hissediyorum kendimi. Aslında çalışmaya nasıl da ihtiyacım var.

Sorun istediğim şeyi söyleyememek. Dolaylamak. Ve en sonunda ne istediğimi karşı taraf zihin okuyamadığından anlayamadığı gibi olayın dönüp dolaşıp benim mızmızlığıma bağlanması ve kendi içinde daha da büyük kaos oluşturmak. Hele ki hamilelik dönemine eşlik eden bol gözyaşı da işin içine eklenince rezillik diz boyu!

Kocamın bana daha fazla yardım etmesini istiyorum. Bana görev olarak biçilmiş - ki bunu kendim yaptım.- mesela yemek hazırlamak, çamaşırları makineye atmak, ütülenecekleri ve dolayısıyla giyilecekleri ayarlamak, bunu bin kez yazdım ama hayvanlarımızın bakımını yapmak ya da yapılması gerektiğini hatırlatmak gibi şeylerin görev olmaktan çıkıp kişisel sorumluluk haline dönmesini istiyorum. Bunu istediğim için kendime sinir oluyorum. Tipik Türk karı kocası modundayız, bu daha da çok sinirimi bozuyor.

Şu zihniyette bir kadın olsaydım pembik mutfağıma "Gebenin mutlu mutfaği" yazılı panolar alır, her gün zibilyon çeşit yemek pişirir, #sunumperisi yazarak IGde takipçi kasardım.  Ve sonsuza dek mutlu yaşardık. 

Taleplerim daha çok gelecekle ilgili kaygılarımdan kaynaklanıyor. Bugün sabah kahvaltı hazırlarken üç kez yanına gittim ve yataktan kalkmasını söyledim. Gittim, sarıldım, öptüm... İşe gidecek olan o, ama ben sadece ona hazırlık yapmıyorum. Gelecekte de sadece ona hazırlık yapmayacağım. En son geri dönüp baktığımda kafasına kadar pikeyi çekmiş hala yatakta yatıyordu. Ben de o sırada mutfakta cebelleşiyordum. Gözümün önündeki sahne ortalıkta talepkar bir çocuk, kafayı yemiş bir ben ve yatakta karpuz gibi yatan bir koca olunca bir anda yine devreleri yaktım. Yine de sakince, " Hadi ama bak hala kalkmamışsın." dedim. Ve o mızıldanmaya başladı. Ve her zamanki gibi muhabbet en sonunda "Sen bir daha bana kahvaltı hazırlama." ya bağlandı. "Ben bunu sadece senin için yapmıyorum ki." dedim. Ama orada tıkandı gitti konuşma. Sanırım ben de tartışırken çok çabuk küsüyorum. Nereye varacağını bilmediğim için daha fazlasına cesaret edemeyip susup işte burada, çözümsüz bir şekilde yazıyorum. Ay kendimden sıkıldım.

Tam bir korku filmi. İmdb: 8.9


Ne bileyim yaa, ne evlilik, ne çocuk sahibi olmak, ne işe gitmek... Başıma iş aldım diyorum. Evlenmeden önce daha sosyal bir hayatım vardı. Daha çok seyahat ediyordum. Evlilik üstü çocuk ile pranga taktım ayağıma diye düşünüyorum.

Bazen hayat çok sıkıcı ve gereksiz. Bazen de güzel oluyor. Dün güzeldi mesela, bugünü sevmedim.

Kedi bile anladı ev tatsız. Uyandığından beri yataktan çıkmadı köftehor. Oysa şimdilerde evin içinde depar atıyor olması gerekirdi.

8 Eylül 2017 Cuma

Giybetsel konular: Bkz. dayanamamak, utanacagin, pisman olacagin seyler yazmak

Izmir'deyim. Sabahin korunde uyandim, bes bucuk gibi falan olmali. Hemen saate bakmaya girismedigim icin tam emin degilim, namaza kalkanlar yesillendirsin! Neden kalktim? Cunku cis! Neden uyuyamadim cunku kafamda zibilyon tane salak sey var. Bazen bana da geliyorlar.

Bu kez dogumla alakali degil ama. Yani nasil dogurcam bebek nasil olcak ivir zivir kaygisi degil. Biz ne alacagiz, ne eksik falan kaygisi. Kaygi da degil aslinda, gecen gun yazida bahsettigim kocamin ailesi meselesi. Ulan ben guzel guzel pembe dunyamda yasarken anne sen neden beni durup durup kasindiriyorsun diye sormak istiyorum. Yuzune soramiyorum giyabinda sorayim. Psikodramada oyle yapiyoruz, ise yariyor.

Sanirim annem beni azicik boguyor. Anne olmak cok tehlikeli ya, cok effektif bir sey, bir de boyle senelerdir birliktesin ya, bakisindan, durusundan anlayabiliyorsun bazi seyleri; duygusunu anlayip zihnini okuyabiliyorsun. Cok fena ya, ileride benim kiz da boyle seyler dusunecek benim hakkimda, kesin. Ne gorsen onu yasatiyorsun, torpulesen de kaliyor kiymiklar.

Kocam akrabalariyla gorusmez. Babasinin bes mi alti mi ne kardesi var. Kuzenleri var, sevimli de insanlar. Ama ben onlari en son kendi dugunumde gordum. Yok yani iletisimleri, bayramdan bayrama bile gorusmuyorlar. Anasinin da kendi haric uc kardesi var, erkek, isin icinde anne oldugu icin orada bir gorusmezlik, eksiklik falan yok. Birbirlerini arayip soruyorlar. Ama cok da yakin degiller.

Bizim gibi degiller. Ben ailede kosulsuz sevildigimi hissediyorum mesela. Genis aileden bahsediyorum. Hala, teyze, anneanne, eniste, dede, kuzen... Herkes dahil. Dolayisiyla onlardan gordugum guzel ve sicak bir ilgi var, ben de onlara karsi ayni sekilde davraniyorum. Ama ote tarafta yalniziz. Kimse yok, bu duygu da cok tuhaf.

Dun annem yazliktan geldi, bizle beraber gelecek, evi toplayalim diye. Ihtiyacim yok ama ici rahat edecek eminim. Heves ediyor, bari o mutlu olsun diyorum iste. Geldi, evini topladi, hadi hemen gidelim de sunlari sunlari alalim dedi. Benim aklima gelmeyen seyler var yonlendirilmek iyi oluyor bazen. Kocam da anasi kilikli oldugu icin bazen o da beni anlamiyor- bak iste, anne-.

Illa olay bebek kiyafeti almak degil ki. Dun mesela sacma ama agiz bezi aldik sadece. Aklima gelmemisti, evet lazim, uc kurusluk bir sey. Mesela kayinvalide bunlari falan neden dusunmuyor, anlamiyorum. Simdiye kadar, bak neredeyse doguracagim, hala neye ihtiyaciniz var, ne alalim demedi. Sunu da biz almayi dusunuyoruz, ne dersiniz, demedi. Niye boyleler anlamiyorum. Niye ben buna takiyorum bunu hic anlamiyorum. Ulan uykularim kacti nasil bir kafa bu. Cok pis!

Acimasizlik mi yapiyorum? Bana ne mi demeliyim? Acele mi ediyorum? Ya da o kadar cok set ordum ki ben mi durdurdum onlari? Bilmiyorum. Ama bir  yanlislik var gibi hissediyorum. Bak, olay ne aldigi, almadigi falan degil. Onlarin maddi destegine asla ihtiyacim yok. Ama halam sorarken mecburen anne dedigim kadin sormuyor. Nezaketen bile sormuyor.

Kocamin kuzeninin esi de yeni dogurdu. Ailesi de tatilde kocamin ailesinin yanina geldi. Gundem bebek tabii. Kayinvalideye fenaliklar gelmis surekli bebek muhabbetinden dolayi. Bunlar da azcik susluler. Gunumuzde yapilan seromonileri hep yerine getirdiler. Hastane susu, kokusu, tulu, kurabiyesi, mevludu iviri ziviri. Bana diyor ki suratini burusturarak "sen yapacak misin boyle seyler?" Yapmicaktim amk ama sana inat yapcam. Pembe tullerle donaticam her seyi ki dogurdugum belli olsun. Anayim ben diye dolasicam ortada, anne olunca anlardik ya oyle der hep. Zorla anlayacagim bak, gor.

Not: bu yaziyi yazan psikolog oldugu unuttu. Ben uyuzum degil mi? Kesin ben!

4 Eylül 2017 Pazartesi

Geri dönüş



Oohh herkesler deliler gibi tatil yaptı, güneş gördü, denizde yüzdü, bayramını kutladı değil mi?

Ama yine aynı herkesler deliler gibi işe koşturuyor değil mi sabah sabah. Çünkü pazartesi güzellikleri bunlar:D

Image result for monday

Ben iş meselesini bayramdan önceki hafta kapatmıştım. Şimdi tabii ki deneyimli bir grup eminim kıh kıh gülüyordur bana, "Bunlar iyi günlerin gebeee, sen bi' de çocuk olduktan sonra gör, işe gitmeyi bile özleyeceksin!"

Şaka değil, tatil iyi güzel ama boşluk bana iyi gelmiyor. Sabah kocam işe giderken kendimi kötürüm gibi hissettim. "Sen gelemezsin, sen evde kal!"

Son yazdığımdan bu yana üç hafta geçti, 35. haftanın içindeyim, doğurabilir sınırlar içinde. Ne ile karşılaşacağım her geçen gün biraz daha endişelendiriyor beni. Ve ister istemez bedenime de yorgunluk, yoğunluk olarak dönüyor. Tuvalet musluğunu çevirememek nasıl büyük bir acıdır bilir misin Abidin? Parmaklarım eklem yerlerinden düğümlenmiş gibi uyanıyorum, sanki geceden alçıya almışlar da sabaha tek parça kalkmışım gibi. Herkesin ayağı şişer benim ellerim şişiyor. Keşke tersi olsaydı.


Image result for fat hand
Herr yerlerim şiş!

Ah deniz... Deniz nasıl iyi geliyor anlatamam. Hala bir grup insan "Aaa denize mi giriyorsun sen?" diye beni be hamile göbeğimi kınıyor, aldırmıyorum, gülümseyip geçiyorum.

Ama çemkiriyorum da. Yakınlarıma. Daha çok anneme.
Şimdi düşününce inan ki çok üzülüyorum ama daha çok maruz kalınan daha rahatsız edici oluyor. Aileden uzakta kaldığım zamandan beri aramız hem daha iyi, hem nispeten az zamanımız olduğu için beraber geçirdiğimiz zamanı otla bokla harcamıyoruz. Bkz. Kaliteli zaman. Fakat ne zaman ki yazlık sezonu açılıyor ve biz birkaç günlüğüne değil de en az bir haftalığına yanlarında oluyoruz o zaman ya babam ya annem ikisinden biri ile artık kim kime denk getirirse eskisi gibi müdahaleli sevgiler ortaya çıkmaya başlıyor. Müdalaheyi kimse istemiyor ama kimse de yapmaktan geri kalmıyor.

Bu seferki bombaları çoğunlukla annem patlattı. Aşşırı ilgili, aşşırı hassas, sanki ölecekmişim gibi davranmaya başladı bana. Telaşlı, endişeli, gözlerde hep bir "İyi misin, ne olur iyi ol!" ifadesi. "Yav kadın, bir sakin ol ya, ölmüyorum da, hem iyiyim aynı zamanda, nedir senin derdin?" diye çok iç geçirdim. Doğumda yanımda olmak istediğini dile getirdi. Dile getirmekten çok bunun zaten normal akışının böyle olduğuna o kadar emin bir şekilde konuştu ki istemiyorum dediğimde üzüldü, ağlayacak gibi oldu. En sevmediğim şey! Şimdi kim geri adım atacak, merak ediyorum. Umarım ısrarını sürdürmez ve umarım onu ve hatta kimseyi neden yanımda istemediğimi anlayabilir. Yoksa yine bana hüsran yine bana hasret var.

Uzak en güzeli. Onları uzaktan sevmek hakikaten en güzeli.

Bu arada gıymet mode is on: Kocamın ailesi hala bir şeye ihtiyacımız var mı yok mu sormadılar, bebeğe çöp almadılar, kendi deyişiyle bebeğe öyle çaput maput almayacakmış, nasıl olsa hediye çok geliyormuş, zaten hemen küçülüyormuş, gerek yokmuş. Hiç mi heyecanın yok senin kadın ya. Bir yandan müdahale etmeyecek kadar ilgisiz davranması güzel, bir yandan da kıllanıyorum. Ne tuhaf herkes. Biri deliler gibi abartmaya meylederken biri de g.tümde değil gibi davranıyor. Kafam karışıyor benim de. Neyse, çok da ayrıntıya girmeye gerek yok, gıymet mode is off.

Artık işe gitmediğime göre evdeki bilgisayarı kullanmak zorundayım. Götüm çıkıyor hesabı açık unutacağım, birilerine yakalanacağım diye. Bilmesinler istiyorum, yoksa yazamam, yakınamam. Bu kadar ara vermemin bir nedeni de bu. Kocamla yapışık ikiz gibi dolaştığımız için "Bakim bakim, napıyosun?" deyip burnunu sokma ihtimali yüksek, o yüzden onun yanında ellemiyorum buraları hiç. Eyyy özgürlük!

Cuma günü İzmir'deki doktora gideceğiz. Her şey çok daha yakınlaşmaya ve gerçek olmaya başladı. Hamile olmayı hiç sevmedim. Hadi bu yine geçici bir durum. Ya anne olmayı da sevmezsem? Kedi annesi olmak çok eğlenceli ama insan? İnsan korkutuyor be!