1 Haziran 2017 Perşembe

Kitap: Beni Ödülle Cezalandırma





Çocuk doğurmakmış, emzirmekmiş, lohusalıkmış, bunları jet hızıyla geçip çocuğun okul dönemine hızlıca geçiş yapıyoruz. Çünkü daha eğlenceli. Diğer bahsettiğim zamanlar gözümün önünde kara bulut, gri gökyüzü, güneşsiz bir yaz. Temel sebebi uykusuzluk.

Konuyu dağıtıyorum, başka zaman yakınmalarıma devam edeceğim.

Şaka bir yana zaten meslekle ilgili bir konu olunca bunu bu zaman okuyayım deme lüksüm çok olmuyor. Gebe kalmadan önce gebelik ve psikodrama konulu tez çalışması hazırlıyordum. Grup sürecine devam edemeyeceğim için şimdilik askıda kaldı. Fakat o dönemde okuduğum çokça akademik yayın var. Ha evet, hiçbiri bana doğum anında ne yapacağımı anlatmıyor fakat akademik kaynak okumayı daha yararlı görüyorum. Bu tamamen benim duygusuz domuz biri gibi takılıyor olmamla alakalı.

Geçtiğimiz ay çocuk görüşmelerim vardı, motivasyonum çocuklar üzerineydi ve oradan buradan derken bu kitap gözüme takıldı. Benim için yeni şeyler söylemiyor, temel gelişim kuramı prensipleri doğrultusunda Özgür Bolat'ın anlatmak istediği şeye fikren vakıfım zaten. Aslında pek çok ebeveyn de aynı şekilde. Kitabın vadettiği "Bildikleriniz değişecek." söylemi sanırım çocukla eski dönem ilişki kurma metodlarını yürüten ebeveynler için geçerli olabilir, o kadar iddialı olduğunu düşünmüyorum.

Özünde kitap ebeveyne ve eğiticilere şunu anlatmayı hedefliyor; ödül herkes için bir dış motivasyon kaynağıdır, eğer ki kişide iç motivasyon oluşmazsa yapılan işin kalitesi olmaz, severek yapmaz, dolayısıyla kişi yaptığı şeyde başarılı olamaz. Ödül olarak kullanılan şey çoğu kez asıl yapılması beklenen şeyle ilişkisizdir dolayısı ile bu ilişkisizlik hali kişinin asıl göreve karşı ilgisini daha çok yitirmesine sebep olur.

Dolayısıyla çocuklara ödül ile bir şey yaptırmak yerine onun kendisinin o şeyi yapmak istemesini teşvik etmek gereklidir diyor.

 Nasıl olacak bu, sorusunun cevabını da doğru ilişki kurarak, çocuğun duygularını anlamaya çalışarak, çocuğun ihtiyacını gözeterek, demokratik bir tutum takınarak yapmak gerekir diyor.

Yine de yapmıyorsa o zaman ödül veya ceza vermek yerine, özetle çocuk davranışının sorumluluğunu almalıdır deniyor.

Dikkat etmek gereken bir diğer başlık da model alma kavramı. Bunu önemsiyorum çünkü çocukların birer kopyacı oldukları özellikle gördüklerini yaptıkları su götürmez bir gerçek. Baba dişlerini fırçalamıyorsa çocuğa dişlerini fırçala diye dikte etmenin ne mantığı var? Veya ailede ebeveynlerden biri sigara içiyorsa ve ergenlik döneminde çocuklarının sigara içtiği anlaşıldıysa söz söylemeye hakları var mı? "E sen ne ayaksın? " demez mi o cocuk. (Ağzına terlik yer o ayrı, bkz. tanıdığım birisi.) Yani Özgür Bey diyor ki, kendi yaptığınız veya yapmadığınız şeyleri çocuğunuza yükleyerek ondan olumlu davranış beklemeyin, çünkü siz de olumlu davranış gösteren biri olarak ona model olmuyorsunuz.

Kendi ebeveynlerimde görüyordum bunu. Annem model olmanın etki ettiğinin farkındaydı. Beni ve kardeşimi teşvik etmek için kendi de harekete geçerdi, sırf söylemekle yetinmezdi. Ve bu bizde yer etti, söylemese bile bize öğretti. Babamın özel bir çabası yoktu, o genelde söyler ve yapmazdı. Ve biz onun tutarsızlığını fazlasıyla kullanırdık.

Şimdi benzer aile örüntüsünü bilin bakalım kimde görüyorum? Kocama göre ben daha tutarlı bir insanım, rutinlerim var, daha keskin yaşam hatlarım var. Olmaz olan çoğunlukla olmaz benim hayatımda. O daha esnek, kendi istediği şeyin yapılmasına alışmış, dolayısıyla keyfine düşkün, dolayısıyla bu beni korkutuyor. İki kişilik hayatımızda çok önem vermiyorum bu duruma, onu böyle kabul ettim. Fakat çocukla birlikte nasıl ortak kural koyacağız, buna nasıl uyacağız, beni düşündürüyor.

Her zaman gelecek planları hakkında bu bağlayıcı cümleyi kuruyorum biliyorum;
O zaman gelmeden bilemeyeceğiz, değil mi?

Kitabın ebeveynden ziyade öğretmenlere daha çok hitap ettiğini düşünüyorum. Çünkü örnekler genellikle eğitim hayatından verilmiş. Öğretmenler eğitici kimliklerine iyileştirme yapmazlarsa ebeveyn ne kadar çabalarsa çabalasın çocuk o yarışa gireceği için yine kalp kırıklıkları olacak, yine çocuklar ve aileler üzülecek. Bence anne babadan çok öğretmenler okusun, ve birazcık esnetsinler kendilerini. Mutlu ve başarılı insan yaratmak için sadece anne baba değil öğretmenin de emek harcaması gerekiyor. Ne öğretmenler var ki tenekeden farksız, vizyonsuz, mecburen devlet memuru ve mecburen iş yapıyor.

 Kitapla ilgili en temel dileğim bu.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme