21 Temmuz 2017 Cuma

Depreme din bağlamak



Yobazlığın farklı boyutlarını özellikle doğa olayları sonrasında fazlaca gözlemlediğimiz bu güzide topraklarda gün geçmiyor ki yeni bir heyecan yaşanmasın.

Ege olarak hep birlikte bahar bitiminden beri sallanıyoruz. Beşik gibiyiz. Manisa sallandı, Karaburun sallandı, şimdi de Gökova sallandı, hepimizin götü çıktı, "La noluyo?!" diye. Deprem esnasında "Bakiim, olay var mı?" diye balkonlara hücum ediyoruz, bi' tek elimizde çiğdemimiz eksik:

 "Eneee Süleyman Dayıgiller de sokağa çıkmış don atlet, koş Necla koş." .

Orijinal milletiz, kendimizi seviyoruz.



Bir de bu yere göğe sığamayan milletin her afet sonrası durumu maneviyatla ifade etmesini, "Kafirler, size ders olsun." söylemlerini, insanlar günah işlediği için bu durumun orada yaşayan kişilerin başına geldiği inancını taşımalarını ne yazık ki hala hayretle karşılıyor ve anlam veremiyorum. Ama bu güzide insanlarla aynı kara parçasını paylaşıyoruz işte. İnsanlığın ilk zamanlarından bu yana gelişme gösterememek de böyle acı verici. Evet bacım, allahım gazabı, işte bunlar hep seks, hep bu yüzden oluyor bunlar.



Aynı kafaların daha iki gün önce sele uğramış İstanbul ile ilgili tek bir çıkarımı yok elbette.

Bir İstanbul Masalı Bkz. Gülse Birsel

Ege bölgesindeyiz. Deprem kuşağındayız. Coğrafi yapıdan kaynaklı fazlaca aktif fay hattının bulunduğu bir yerdeyiz. Deprem olacak, kontrol edemeyiz. Bunu kabul etmemiz gerekiyor. Kontrol edeceğimiz şeyleri ise görmezden geliyoruz. Ne bir deprem çantası, ne bir toplanma yeri belirlemişiz kendimize. Ne evdeki dolabı duvara askı ile sabitliyoruz ne de yaşam üçgenini nerede kuracağımızı biliyoruz. Ne oturduğumuz binanın yapısını kontrol ediyoruz, ne de yüksekliğini.

Hep cehape zihniyeti


Bulunduğum ilde üniversite hastanesinin hemen altından aktif fay hattı geçmesi ve bu binanın mevcut yerine kurulmasına izin verilmesi mantıklı mı?

Sabah işe geldiğimde herkesin dilinde deprem vardı elbette. Maceralar maceralar; akşam uyumadık diyenler, sokakta sabahladık diyenler, kayınvalidenin köydeki evine gittik orda uyuduk diyenler, valla çıktım balkona yaktım cıgaramı diyenler, depremin büyüklüğünün daha fazla olduğunu ama milleti sindirmek için daha düşük ölçekli gösterildiğini iddia edenler -çünkü bunlar hep İsrail'in oyunu- önlem almamız gerekiyor diyenler... Yine bir kaç günlük konuşulacak konu çıktı hepimize diye düşündüm. Millet Bodrum'u boşaltmaya başlamış, tam tatile gitmelik zaman diyorlar, bayılıyorum bu kafalara.

Gelelim bu konunun gebeli kısmına;

İşe gelirken sabahın köründe telefonum çaldı, halacığım arıyor; "Piiiiireeeennseeesss nasııııııılll?"

Deprem olduğunu sabah olunca öğrenmiş, aklına da ilk biz gelmişiz ama bebeği soruyor. Kendisi bedenimde sürekli depremler oluşturuyor zaten diyemedim, "Çık iyi hılıcııım, ehe." diyebildim. Artık kavga etmiyorum.

Telefonu kapatırken de "Bebeği benim için çok çok öp." dedi. "Tımım hılıcııııımm." dedim.

Henüz doğmadığını ona söylesem mi, emin değilim.

Yine sabah iş arkadaşlarımdan biri "Ay, n'aptın, heyecanlandın mı, iyi misin, sorun var mı, bebek hareket ediyor mu?" diye panik halinde yanıma koştu. "Sakin ol şampiyon, all izz well." dedim.



Ha ben depremi nasıl karşıladım?

Sıcaktan salonda yatıyoruz ya, sallantıdan hafif bir mide bulantısıyla uyandım, karanlıkta görebildiğim kadarı ile kocam yerinde yatmıyordu, "Kocaaaaam" diye seslendim, sivrisinek yüzünden yatak odasına kaçmış, yalpalayarak hole doğru gittim, onun sesini duydum sonra evde kedi aramaya başladım. Kediyi de alıp yaşam üçgeni oluşturmaktı amacım ama ben kediyi bulana dek kocam beni mutfağa bulaşık makinesinin dibine yolladı. Sallantı geçtikten sonra yavrucuğumu masanın altında götü yere yakın, tırsmış, gözleri faltaşı gibi açılmış olarak buldum. Sanırım ömrü boyunca hissettiği en şiddetli depremdi. Ardından bir süre televizyona baktık, koeriyi kurcaladık, bir iki artçı daha hissettik ve derin bir uykuya daldık.

Aklımdan "Ya ölürsem." diye bir şey geçmedi. İlk aklıma gelen, kocam nerede ve kediyi korumam lazım fikriydi. Taşıma çantasını yanımıza aldık, ola ki evden çıkmak gerekirse yakınımızda olsun diye.

Ve fakat her şeye rağmen gecenin sonunda yine kendimize bir mutluluk payı çıkarmıştık. Kocam sivrisineği yakalamış ve kadim dostu kanepenin üzerine yeniden kurulmuştu.  Çünkü serin bir gece uykusu her şeye bedeldir.


4 yorum:

  1. ehhehe

    ne cool bi gebe!
    yaşadığım yerde hiç deprem olmazdı. yıllar sonra olacağı tuttu. ertesi gün, beybigilim erken doğumla aramıza katıldı. ben de rahat ve gevşek olduğumu hatırlıyorum. Hatta sanırım deprem sonrası kısır yapmıştım akşam akşam.

    hamilelik sürecinde insan tekne gibi hissediyor. gağyet güçlü ve tekin.

    izmirde olan 6.3'lük depremi yaşadığımızda, paso dünya çapında gerçekleşen büyük depremleri izledim youtube'dan... şunu öğrendim ki gerçek deprem aşırı agresif. mına koyuyor ortalığın. bizden çok büyük planları var. o sebeple saldım gitti ya.

    ve evet serin bir gece uykusu her şeye bedeldir.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kontrol edemeyeceğin şeyleri bırakmak gerekiyor ya, deprem de öyle bir şey işte.
      Çantanı hazırla, kendince bir acil durum planı yap ve sonrasında olabilecekleri kabullen. Bundan daha öte yapacak bir şey yok malesef.

      Sil
  2. Valla bravo iyi sakin davranmışsınız hatta sallanma geçince de uyuyabilmişsiniz ben olsam diken üstünde durur dışarı çıkardım heralde

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Çocuklu Hayat, hoş geldin.:)

      Sebebini bilmediğim bir şekilde bu tip durumlarda soğukkanlı davranabiliyorum. Sanırım teslimiyet. Biliyorum ki dışarı da çıksam, evde de kalsam kendime bulunduğum yerde güvenli ortam sağlamaktan başka yapacak bir şey yok.

      Tekrarlanmamasını umut ediyoruz. :)

      Sil