4 Mayıs 2017 Perşembe

16. hafta



Düşünüyorum, düşünüyorum, hafta hafta kendi sürecini anlatan insanlar ne anlatıyorlarmış bu kadar demekten yine kendimi alamıyorum. Sanırım ben biraz dikkatsizim, olan biteni pek fark edemeden "Aaa, bir hafta daha geçmiş." diyorum. Gebelikle ilgili söyleyebileceğim en temel sözlerden bir tanesi zamanın çok hızlı geçmesi. Neredeyse yolu yarıladık, ne ara 16 oldu, farkında değilim.

Bu hafta bizim için en büyük gelişme bebeğin cinsiyetini öğrenmek oldu, ki piremses 16 fotoğrafı da bunun üzerine cuk oturdu. Çünküüüü, kıslar piremses olmak için doğmuşlardır!

Kardeşim bebeğin kız olacağını öğrendiğinde trip attı. Beyefendi ailedeki tek kız çocuğunun kendisine ait olmasını istiyormuş. Henüz üniversite öğrencisi ve evli değil ve daha çocuk yapma girişimi yok, ama hayallere gel sen. Şaka yaptığını sanmıştım, ama adam ciddiymiş, haftasonu da bi' içine kaçmış haldeydi. Sen hayırdır, balım?

Ailenin kadınları klasik, "Şanslı kadının ilk kız çocuğu olur derler, bık bık bık." dediler. Lan benim geleneksel ailem yok, sorsan hepsi İzmir hanfendisi, nereden geliyor bu laflar anlamadım. Sanki kendileri için kızları Külkedisi idiler de analarına her işte yardım ettiler. Ben işe başlayıp şehir değiştirene kadar kahve yapmasını bilmiyordum, hani benim şanslı anam? (Şimdi çok hamarat muhteşem bir hatunum ama, evdeki çamaşır yığınlarını saymazsak. Şşşş..)

Çocuğa -mümkünse olabilecek en uzak zaman diliminde- kim bakım verecek konuşması yaptık. Aslında tartışması diyecektim ama konuyu uzatmak istemediğim ve "Aman Ali Rıza Bey, tadımız kaçmasın." modunda olduğum için bunu bir konuşma olarak nitelendirebilirim.

kısa konuşmamız- temsili

Beyefendiciğim diyor ki, anası baksınmışmış. Bakıcıya mı güvenilecekmiş, bilmem ne miymiş. Ulen daha dün konusuyoduk ya, hani sen de benimle hemfikirdin? Hayır, ben de bakıcı baksın demiyorum çocuğa, ücretsiz izne ayrılmak istiyorum, olabilecek en uzun süre için hem de, ama bir, taş çatlasın bir buçuk yıl. Sonrası ne olacak, blinmiyor. Sanırım ondan şöyle romantik bir tepki bekliyorum; "Hayatım, sen istediğin kadar izne ayrıl, çocuğumuzu büyüt, kreş yaşına geldiğinde zaten kreşe gidecek." Hayallerimdeki yanıt bu aslında. Ama ben romantik düşünürken o gerçekçi bakıyor. Beklediğim tepkiyi vermiyor. Belki beni umutlandırmak istemiyor.

Annesini seviyorum. Kendi içinde tatlı bir kadın. Yardımsever, pek çok şeyi bizi düşünerek yapıyor, çocuğunu özellikle ayrı seviyor dolaylı olarak beni de seviyor, şimdiye dek tatsız hiçbir yaşantımız olmadı. Fakat bana ters gelen çok fazla davranışı var. Daha geçen gün diyor ki "Biz 18 yaşına geldiğinde torunumuza araba alcaz." Durumun gerçekçiliğini geçtim,o zamana kim öle kim kala. Ama sen bana/oğluna bunu sordun mu? Nerede benim otoritem? Ben, "Biz onay vermeden bir şey yapmayalım da." diye tatlı tatlı durumu anlatmaya çalışırken inat etmeye devam ediyor. Sonra sinirleniyorum. Dolayısıyla çocuğun bakımını onlara vermek istemiyorum. Daha pek çok şey var da yazmak istemiyorum şimdi.

Yani olayın özü, kocamın bu düşüncesi canımı sıktı. İleride bizim için sorun olacak bir konu çıktı. Bakalım ne zaman patlar.

Kilo almadım, hala! Doktor mutlu, ben de mutluyum. 4 ayda 0 kg. Hatta -1. :D Bu ara iştahım arttı gibi ama, aralarda acıkıyorum, canım da saçma şeyler istiyor. Aş ermek mi bu?

Kocam sezaryen mi normal doğum mu meselesini doktor ile konuştu. Ama öyle dan dun girdi ki konuya, hah dedim, şimdi sıçtık. Özel hastanelerde, Türkiye'de, hele ki küçük bir ilden bahsediyorsak öyle doğum eğitimleriymiş, doulalarmış, doğumhaneye girmeden doğurmakmış, suda doğum yapmakmış... Bunlar pek konuşulmuyor. Sezaryen yaygın, bunun pek çok nedeni var; doktor tercihi, gebe tercihi, bakanlık engelleri, hukuksal süreçler... Kimse risk almak istemiyor. Gebe de bebek için en iyisi olsun istiyor, biraz daha nazik bir muamele görmek istiyor, belki biraz özel davranılsın istiyor.

Bu ara, pek çok kişi gibi ben de normal yolla doğum yapmayı bekliyorum. Bebek de doğuma hazır olsun, o su bir patlasın, süreç başlasın. Ameliyat olacaksa ondan sonra karar verilsin. Bebek için kendim tercih yapmaktansa spontan bir doğum başlasın diliyorum. Sonrasını sürecin içine girip de değerlendirmek istiyorum, katı konuşmak istemiyorum.

Doktor, eğitime gidebileceğimi (bu ilde sadece devlet hastanesinde doğum öncesi eğitim veriliyor.), istersem yanımda bir ebe ile girebileceğimi, vajinal yolla doğumu deneyebileceğimi söyledi. Ve şöyle bir şey ekledi; "Normal doğum aslında yattığın yerde müdahalesiz doğum yapmak oluyor. Ne kesi, ne epidural, ne diğer tıbbi müdahaleler normal olan şey değil aslında." dedi. Bu görüşe kısmen katılıyorum, sanırım epizyo yapılmadan, damar yolu açtırmadan doğum yapmak ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmek pek güzel olurdu. Ama şunu da biliyorum, yattığımız yerde doğurmuyoruz, hastaneye gidiyoruz, tıbbi gereklilikler varsa, yapılacaktır. Ben bunu kabul ediyorum. Esneyebildiğim bazı noktalar olduğunu görmek bana iyi geliyor.

Kontrolden sonra doktor iki ilaç verdi, bir de omega 3 takviyesi. Balık, ceviz, semizotu üçlüsünü yiyorum, bu yüzden omega almak istemedim. İlaçlardan birinin adı Gryffindor'a benziyor. Folik asit bişeysiymiş, pembe, tatlı bir ilaç. Erkeg doğuracaklara da mavisini veriyorlar mış, hııı hımmm... Biri de multivitaminli bir şey. Her gün düzenli olarak onu içmeyi unutuyorum. Rengi pembe olsaydı... :)

Bu hafta da böyle geçti. On yedi yarın bitiyor. Ve benim 17 için yazacak hiç özel bir şeyim yok. Dur accık düşüneyim bari.

3 yorum:

  1. Ben hala her hafta ne anlatılır bilemiyorum. Belim ağrıyor, 10 kilo aldım, gene belim ağrıyor... 16. haftadaki cinsiyet tayini iyiydi ama:) Bir değişiklik sonuçta. Hayırlı olsun piremses, pembesi bol olsun:))

    Ay bizim de kayınvalidemle ilgili sıkıntımız şu.Güya eşim çocukken çok yaramazmış (ki dönüp dolaşıp anlattıkları 4 - 5 tane hikaye var. O kadarını da mı yapmasın çocuk? Put gibi otursun mu nedir yani?) Bize diyorlar ki işte torunu azdırıp azdırıp bize yollayacaklarmış. Bir kere söylediler, iki kere söylediler. En sonunda eşime dedim ki annen torununu görmek istemiyor heralde. Oraya gidip huyu suyu değişirse çocuğun yollamam haberin olsun. Ben de hoşlanmadım böyle konuşmalarından dedi neyseki. Bir dönem de aynı şeyi şeker için yaşadık. Doğmamış çocuğa şeker verilir mi verilmez mi tartışması. Ne olacakmış canım azıcık şekerden. Belki ben kendim ne olacak yahu diyip verebilirim ama ne bileyim kek veririm evde yaptığım, annemin yaptığı reçeli veririm. İğrenç lolipoplar vermem. Neyse ki bu konu azalarak bitti. Çevrede bir sürü insan şekerin zararından bahsedince kabulleniliyor sanırım.

    Ben bir doğum eğitimine katıldım ama faydalı oldu mu olmadı mı hiç bilmiyorum. Emzirme, alt değiştirme, çocuk hastalıkları gibi şeyler zaten ilerde öğrenilecek. Zaten aklında da kalmıyor insanın bu arada. (Zira hamileliğinin ilerleyen aşamalarında 5 tane falan beyin hücren kalıyor. O da ancak işten eve gelip giderken kaybolmamana yarıyor) Gerekli mi para tuzağı mı tartışılır yani. Ha parasız bir eğitim bulursan git tabii:)

    Multivitamindne bana nedense bir ikrah geldi. İçtikten sonra çarpıntı yapmaya başladı. Daha önce yapmıyordu. Ya da ben doğurucam artık, oğlan kalbimi de biraz yukarı doğru itti. (Çünkü bağırsaklar, mide, diyafram falan hepsi olmaması gereken yerlere doğru hareket edeli çok oldu:))

    Sevgiler.

    YanıtlayınSil
  2. 5 tane beyin hücresi mi? Ben üç yeter diye düşünmüştüm :D Mesela dün müdürüme "Merhaba Mehmet'ciğim, sen nasılsın?" dedim. Adamla sizli bizli bir ilişkimiz var, ciğim ne alaka kızım? Güldük geçtik, allahtan adam sorunlu biri değil.

    Sezen çok az kaldı, heyecanlı mısın, nasılsın ya? Doğum yaklaştıkça paranoid bir hale döneceğim galiba ben. NOLCAK ŞİMİDDDEEEEE, diye tırlatmasam iyidir. :)

    YanıtlayınSil
  3. 5 tane kaldı bence bende. Ama 3 de yetebilir.

    Önümüzdeki hafta izne ayrıacağım ve evet artık çok heyecanlanmaya başladım. Birincisi daha çocuğun odası hazır değil. Yatak odasında bizimle yatacağı beşik hazır gerçi ama bir şifonyeri bile yok. Ve ben de sürekli bir panik hali. Ben o kadar çocuk bezini nereye koyacağım konulu. Sonra bir de şöyle durumlar var. Mesela göğüs pompası. Gerekli mi? Hemen bugün almalı mıyım? İki uçta görüşler var. Çok gerekli diyen de var, işe başlayana kadar gerek yok diyen de. Eh dedim tamam alıcam bulunsun. Bu sefer hangi marka? Aynı ürüne çok iyi yazan da var, çok kötü yazan da. Hayır bu meret ucuz da değil ki aman birini alayım beğenmezsem değiştiririm diyemiyorsun. (Yani dersin de demek istemiyor insan o parayı verince:))

    Bu sabah da kedi gene "sezen kalk bana kahvaltı ver" diye bağırırken ve ben de kafamı 5 dakika daha ya diye yorganın altına sokarken şunu düşündüm. Çocuk ağlayınca 5 dakika daha lütfeeen diyemeyeceğim. Hayatım bir daha hiç eskisi gibi olmayacak (en azından 20 sene falan). Off bak gene düşündüm gene darlandım:P

    Bir de tabii normal doğumun endişesi var. O acıya nasıl katlanılacak? Kaç saat sürecek? Bir yandan da insanda şöyle bir düşünce oluyor galiba (bende var en azından) of aman doğsun da şu belimin ağrısı geçsin, ayaklarım çok şişti bu çile bitsin, 10 kg almışım kendime ağır geliyorum azıcık eski halime döneyim falan.

    Bu arada ben de 20 veya 24 hafta hiç kilo almamıştım. 16da hala kendi pantalonlarımı giyiordum zaten. Bu tabi ki fiziksel bir şey yani özel bir çaba da sarf etmedim kilo almayayım diye ama almamış bulundum. Şu anda sanırım 10 kg almış durumdayım. Bana bile çok geliyor, rahatsız oluyorum. Allah korusun 20 30 kg alsam çok zorlanırdım heralde. O yüzden sana da maşallah diyorum:) Umarım çok fazla kilo almazsın ki biraz daha rahat geçer günlerin:)

    YanıtlayınSil