kontroller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kontroller etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2017 Cuma

25. hafta




Doktora götün götün atarak gittim. Perinatologa gitmedim, azarlar mı acaba diye endişelendim, çünkü doktorlar bazen sınırları aşma konusunda çok cömert oluyor, ben de doktorumun sempatikliğini kaybetmesini istemiyorum.

Nitekim bir şey demedi. Fetal ultrason sonuçlarını gösterdim, "İyi, bir sorun yok o zaman." dedi. Sorun olmadığını duymak şey gibi geliyor bana, "Oha sınavdan geçtim!"

Şeker testi yaptırdım. 50'lik glikosol ile test yaptı. Aç olmama gerek olmadığını söylemişti, kahvaltı sonrası gittim ben de. Millet o içeceğin çok kötü, iğrenç, mide bulandırıcı olduğunu söylüyordu. Elmalı soda ayarında bir şeydi. Beğendim, hatta kocama da ikram ettim ama istemedi.

Sonuçlarda bir sorun çıkmadı. Çıkmaycağını düşünüyordum zaten, ailede de yok diyabet hastası. Yaptırma veya yaptırmama konusundaki tartışmalara hiç girmeye gerek yok. Yine, herkesin kendi tercihi.

B12 değerim istenenin biraz altındaymış. Eğer emilim sorunu yaşıyorsam iğne vurulmak durumunda kalabilirmişim. Aslında bunun için bir hap kullanıyordum ama arada aksıyordu, fakat özellikle kırmızı et tüketimi konusunda pek başarılı değilim. Sebze ve meyve yemeyle ilgili bir sorunum yok ama et tüketimi ı ıh. Fakat şimdi iki öğün yumurta yiyorum, iğne olmak istemiyorum. Kan vereceğim diye delik deşik oldum zaten, yetti gari!

Bacaklarımda oluşan kramplar için magnezyum verdi, efervesan. Öğğğk. İçerken fena değil de sonradan ağızda bıraktığı tattan hoşlanmıyorum. Kalsiyum için de verdi hatta şimdi içtim onu da, rahatsız etti beni.

Her sabah evden çıkmadan ilaç torbamı dolduruyorum ki gün içinde iş yerinde alabileyim diye.

Kocam ilk defa çocuğun hareketlerini hissetti. Dehşete düştü, erkekler acıyor mu diye soruyorlar. O da sordu. Acımıyor, ama ben de korkunç olduğu hissini paylaşıyorum.

Bedenim hala çok ağır değil, beni zorlamıyor. Eğilip kalkmak zor, özellikle bugün biraz elimin ayağımın şiştiğini fark ettim. Alyansım sıkmaya başladı mesela.

Kocam durup durup ücretsiz izin meselesini gündeme taşıyor. Almıyorum amk. dememi bekliyor galiba, ama yek yeaaa! Çocuğumu kayınvalidemin kloraklı ellerine bırakmayacağım! :D

Bayram geliyor, deniz sezonunu yarın açacağım galiba. Denizi çok özledim, yüzmeyi çok özledim. Havuza giremiyorum, her türlü riski var, zaten kimbilir sitenin çişli çocukları kesin işiyorlardır havuza. Iıııh, istemem.






2 Haziran 2017 Cuma

22. Hafta




Götüm göbeğim büyüdü artık. Aslında sadece karnımın büyüdüğünü zannediyordum. Annemin yüksek bel bir pantolonu vardı, hamile olduğumda giyerim diye saklıyordum. Bu sabah giymeye niyetlendim. Ama artık çok geçmiş. Düğme ile ilik arasında bir karış mesafe vardı, sanırım bir süre daha giyemeyeceğim o pantolonu.

Bir de inat ediyorum, pantolon almayacağım diye. Elbise giyiyorum, ve çok daha rahat. Sadece çorap işi sıkıntı, hava yeterince ısınmadı, dolayısıyla çorapsız çıkamıyorum. Zaten hastalık sonrası kırk kat giyinip öyle çıkıyorum dısarı. Aman lazım olur, aman ya üşürsem diye. Bir tane hamile pantolonu aldım. Rahat olmasına rahat ama bir süre sonra üstteki penye kısmı genişlemeye başladı ve üstümde durmamaya başladı. Sürekli çekiştirmekten gına geldi, düşük bel pantolonmuş gibi.

Bu haftanın olayı "AÇIM." Yemek yiyorum, yarım saat sonra midem kazınmaya başlıyor. Et ürünleri dışında her şeye varım. Özellikle meyve. Kilolarca meyve yiyebilecekmişim gibi geliyor, nasıl kontrolsüz hissediyorum kendimi, anlatamam. Et için hamilelikten önce de sorunum vardı, bir süredir vejetaryen beslenme ile kafayı bozmuş durumdaydım. Fakat bu yola girince vejetaryen olmanın yetmeyeceğini vegan olmadıktan sonra gönlümün rahat etmeyeceğini fark ettim. Ama süt ürünlerinden vazgeçmek benim için imkansız gibi bir şey. Her şeyi geçtim peynirsiz nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bu nedenle boş hevese kapılmadan kapattım bu et yememe konusunu. Fakat motivasyonum devam ediyor olmalı ki canım istemiyor, çoğunlukla zorla yiyorum.

Enerjim yerinde ama eğilip kalkmak, kediyi evde koşturmak biraz zor geliyor. Yavrucum gözümün içine bakıyor "Hadi, koşmalı saklanmacalı oyunlar" diye, bense iki saklandıktan sonra yorulup havlu atıyorum. Artık top daha çok kocamda.

Sıkıldım ama ya. Ağırlaştıkça da sıkılıyorum. Hamilelik hala romantik bir şey değil, daha da göbekleneceğim için hantal, ağır, zor hareket eden bir hale bürünmek beni rahatsız ediyor.

Hala perinatologa gitmedik. Randevu işini ikimiz de birbirimize paslıyoruz, bakalım atlamadan gidersek iyi olacak.

Azcık kestirmem lazım sanırım. Ha bir de, gündüz uykusu seanslarım başladı.

İşte bunlar hep gebelik.


30 Mayıs 2017 Salı

Üç bin yıl sonra, 21. Hafta



Bir sürü haftayı hastalıktan dolayı bloga bakamayınca atlamak zorunda kaldım. Kaldığımız haftadan devam edeceğim. Çünkü öksürdüm, öksürdüm ve öksürdüm demekten başka yazacak bir şey gelmiyor aklıma.

 Sevgili enfeksiyon yüzünden çocuum cücük gibi kalmış. Öyle dedi doktor. Bir önceki kontrolde gelişimi ileride gidiyor demişti, şimdi "Yemek mi yemiyorsun?" dedi. "Yoo, yiyorum." dedim. Ama o kadar öksürük, o kadar hastalık sırf bana değil, bebeğe de etki etti tabii ki. "Protein ye." dedi. Çok ciddi bir gerileme yok sanırım ama bir farklılık sezdi.

Kendimi ilk defa kötü hissettim. Duygulanımım pek pembe değil başından beri, biliyorsunuz. Beş ay bitti neredeyse ve ben hala "kadın anam" modunda değilim. Belki de hiç olmayacağım, belki de olmak zorunda değilim. Fakat yapmadığım/yapamadığım/ elimde olmayan sebepler yüzünden kendimden değil de ondan çalıyor olmak azıcık koydu bana. İLK DEFA "Ben ona iyi bakamıyor muyum?" düşüncesi geçti aklımdan. Annelik cinleri geliyor yavaş yavaş, değil mi?

Analıktaki en yüksek mertebe


Bu nedenle artık kilo almam gerekiyor sanırım diye düşünerek tartılarda gram yükselişleri arar oldum. Aslında grip sonrası fark edilebilir düzeyde iştahım arttı. Hala abartmamaya çalışıyorum. Gecenin köründe canın tatlı çekse ne olur, yemene gerek yok, diyorum kendime. Çünkü gecenin köründe canım ceviz çekmiyor, keşkül falan çekiyor. Cevizli keşkül mesela? -Ahh ceviz, ceviz yemeyi unutuyorum!- Bir kiloya yakın kilo aldım. Fiziksel olarak önden bakıldığında eski ben, yandan bakıldığında genel tabir; leblebi yutmuş solucan ben.

Image result for cevizli keşkül
keşkülgalpben

Hamilelikten önce takviye ilaç almak ile ilgili takıntılıydım. "Bir kadın, neye ihtiyacı olduğunu bilmeli ve ona göre beslenme düzeni oluşturmalı. Hamileyse bedelini ödemeli." minvalinde düşünceler içindeydim. Şimdi günlük bir adet pembe b12/folik asit karışımı, bir adet sarı vitaminli demirli bir şeyler içeren bir ilaç ve bir adet de omega 3 içeren balık yağlı takviyem var. Nasıl da yediriyor değil mi söylenenleri? Nasıl da törpülüyor değil mi? Keşke hayat planlarımızdaki gibi olsa ya da keşke bu kadar plan yapıp peşin hükümlü olmasak.

Karnım davul gibi gergin. Özellikle gün sonuna doğru o kadar rahatsız ediyor ki arkaya doğru kaykılmadan rahat oturamıyorum. Açımız 130 derece. Çatlak gözlemedim, çatlak meselesinin genlerle ilgili yani çoğunlukla anneden kıza aktarılan bir şey olduğunu okumuştum. Annemde çatlak falan yok, hatta çok düzgün bir karnı var. Ama mesela anneannemde çok çatlak varmış. Bilemeyeceğim, anneannemin göbeği ile hiç tanışmadım. Daha önce söylemiş olabilirim, annem tahin yağını "Çok faydalı bak, vallahi sürenlerin hiç çatlağı olmuyormuş, yemin olsun." diye överek elime küçük bir kavanoz tutuşturmuştu. Her akşam karnıma onu sürüyorum. Banyo sonrası bebe yağı sürüyorum. Bazen bepanthol sürüyorum. Umarım çatlamam. Olacaksa da sorun değil, beden algımla ilgili sorunum yok, geleni kabul edeceğim. Bir de bunu dert edinemem.

Annemin emzirme sutyeni macerasını anlatmıştım, 75A beden minik memelerime 85C emzirme sutyeni almış bir de "Olur o olur." diye beni ikna etmeye çalışmıştı. Hala memelerde gözle görülür bir büyüme yok. Hani, ne zaman büyüyecek bunlar? Olmayacaksa da fazla ümitlenmeyelim. Çünkü belki ömrümün bir kısmında da olsa içi dolgusuz dantel sutyen giyebilirim umudu taşıyorum.



Bir ara meme uçlarım kurumaya ve çatlamaya başlamıştı. Hatta bir tanesini "Bu ne len?" deyip kopartmıştım da deli canım acımıştı. (O anda gözümün önünden film şeridi gibi potansiyel emzirme maceraları geçti. Bir anlığına canımı teslim ettim.) Bu ara kremlediğimden midir nedir, daha iyi görünüyorlar. Özel krem kullanmam gerekir mi? Lanolinli kremler gibi? Ya da başka alternatifler olabilir mi? Zeytinyağı, tahin yağı karışımı yapıp sürüyorum, iyi mi bildiğimden değil. Ama burada biz, kolumuz kopsa zeytinyağı sürerek yeniden kol çıkartacağımıza inanırız.

Bu hafta sırtım çok ağrımaya başladı. Özellikle ilk uyandığımda o kadar çok ağrıyor ki bir süre açılmasını bekliyorum. Sabah duşa girmeyi sevmem ama dayanamayıp sıcak suyun altında kaldım geçenlerde. Gerçekten egzersiz yapmam gerek. Ama bunu söylerken zaman o kadar çabuk geçiyor ki, henüz hiçbir şey için programım yok.

Doğum eğitimi mi, doğum kitapları mı? Eğitime gitmek istiyorum, hatta bu konuda iyi iş yapan yakın bir arkadaşım da var. Fakat eğitimleri çok pahalı buluyorum. Gözde psikolog olmakla doğum sırasında kendini sakinleştirmek birbirinden farklı şeyler demişti, katılıyorum. Ama karar veremiyorum. Doğum anında onu yanıma çağırmalı mıyım, onu da bilmiyorum. Hastanede neyle karşılaşacağım, onu da bilmiyorum. Yaşadığım ilde öyle yeni dönem doğum prosedürleri yok. Çoğunlukla standart sezaryen doğum yapıyor kadınlar. Yok doğuma baba girsin, yok kordonu sonra kesilsin, yok ten tene temas olsun gibi... Doktora soracağım ama olmuyorsa da zorlamanın bir manası yok diyorum kendime, sürekli birileriyle takışmaktan yoruldum.  Ama sanırım biraz okumaya başlasam bu konuda iyi olacak. Belki okumaya başladıktan sonra zihnim biraz daha durulur.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

17. hafta


Fotoğraftaki kadar rengarenk olmasını dilerdim.

Fena değil ama yine de daha iyi olabilirdi. Akıl var mantık var, insan mayıs ayında (Ege'de) hasta olabilir mi? Hayır, soruyorum size;


Dediler de dinlemedim. Hasta çocig yanında durma dediler, bulaşır dediler, terli terli soğuk su içme dediler... "Koca kış hasta olmamışım yeaaa şimdi mi olcam." dedim.  Dedim dedim;


Çok bir şey yok da ateşim var galiba, accık başım da dönüyor. Bir de biraz öksürük. İnsanlar genelde "Hiiiaaaaaaa! Hağmilesiiiinnn, hasta olunca ilaç da alamazsın şimdi, vah vah, tüh tüh." konuşmalarına giriyorlar da bende çok bir şey değişmedi. Zaten ilaç alma kontejyanımı sadece baş ağrısı için kullanıyorum, doğru düzgün de ilaç kullanmam, bu yüzden hasta olmak halsizlik dışında pek etkilemedi beni. (Dış ses: Daha ne etkileyecek, ne bekliyorsun acaba?) Benim için baş ağrısı en büyük sorun, o yoksa sıkıntı yok. Güzel bir şans ki, hamile olduğumdan beridir eskisi gibi şiddeti yoğun ağrıyı belki bir kere yaşadım.

Bir de, merhaba bel ve sırt ağrıları.


Kilom yok, hayat normal akışında ilerliyor. Ama ne olacak benim bu siyatiğim? Bazen altıma bir şey giyerken tek ayak üstünde durduğumda o kadar sızlıyor ki, bacağım kopacak sanıyorum. Sanırım egzersiz yapmam lazım, yürümek çok etkili olmuyor, belki basit yoga, pilates hareketleri...

Dörtlü test için hala sonuç almak için aramadım. Bu sefer niyeyse merak etmiyorum sonucu.

Haftaya tetanos aşısı olmam gerekiyormuş. Merhaba felçli kol. Bir sen eksiktin.

O değil de, hani bu aralar cinsel istekte falan bi' artış oluyordu, kutsal üç aylar falan... Nerede o artış?


Ben değil, bi' komşum soruyo'!

4 Mayıs 2017 Perşembe

16. hafta



Düşünüyorum, düşünüyorum, hafta hafta kendi sürecini anlatan insanlar ne anlatıyorlarmış bu kadar demekten yine kendimi alamıyorum. Sanırım ben biraz dikkatsizim, olan biteni pek fark edemeden "Aaa, bir hafta daha geçmiş." diyorum. Gebelikle ilgili söyleyebileceğim en temel sözlerden bir tanesi zamanın çok hızlı geçmesi. Neredeyse yolu yarıladık, ne ara 16 oldu, farkında değilim.

Bu hafta bizim için en büyük gelişme bebeğin cinsiyetini öğrenmek oldu, ki piremses 16 fotoğrafı da bunun üzerine cuk oturdu. Çünküüüü, kıslar piremses olmak için doğmuşlardır!

Kardeşim bebeğin kız olacağını öğrendiğinde trip attı. Beyefendi ailedeki tek kız çocuğunun kendisine ait olmasını istiyormuş. Henüz üniversite öğrencisi ve evli değil ve daha çocuk yapma girişimi yok, ama hayallere gel sen. Şaka yaptığını sanmıştım, ama adam ciddiymiş, haftasonu da bi' içine kaçmış haldeydi. Sen hayırdır, balım?

Ailenin kadınları klasik, "Şanslı kadının ilk kız çocuğu olur derler, bık bık bık." dediler. Lan benim geleneksel ailem yok, sorsan hepsi İzmir hanfendisi, nereden geliyor bu laflar anlamadım. Sanki kendileri için kızları Külkedisi idiler de analarına her işte yardım ettiler. Ben işe başlayıp şehir değiştirene kadar kahve yapmasını bilmiyordum, hani benim şanslı anam? (Şimdi çok hamarat muhteşem bir hatunum ama, evdeki çamaşır yığınlarını saymazsak. Şşşş..)

Çocuğa -mümkünse olabilecek en uzak zaman diliminde- kim bakım verecek konuşması yaptık. Aslında tartışması diyecektim ama konuyu uzatmak istemediğim ve "Aman Ali Rıza Bey, tadımız kaçmasın." modunda olduğum için bunu bir konuşma olarak nitelendirebilirim.

kısa konuşmamız- temsili

Beyefendiciğim diyor ki, anası baksınmışmış. Bakıcıya mı güvenilecekmiş, bilmem ne miymiş. Ulen daha dün konusuyoduk ya, hani sen de benimle hemfikirdin? Hayır, ben de bakıcı baksın demiyorum çocuğa, ücretsiz izne ayrılmak istiyorum, olabilecek en uzun süre için hem de, ama bir, taş çatlasın bir buçuk yıl. Sonrası ne olacak, blinmiyor. Sanırım ondan şöyle romantik bir tepki bekliyorum; "Hayatım, sen istediğin kadar izne ayrıl, çocuğumuzu büyüt, kreş yaşına geldiğinde zaten kreşe gidecek." Hayallerimdeki yanıt bu aslında. Ama ben romantik düşünürken o gerçekçi bakıyor. Beklediğim tepkiyi vermiyor. Belki beni umutlandırmak istemiyor.

Annesini seviyorum. Kendi içinde tatlı bir kadın. Yardımsever, pek çok şeyi bizi düşünerek yapıyor, çocuğunu özellikle ayrı seviyor dolaylı olarak beni de seviyor, şimdiye dek tatsız hiçbir yaşantımız olmadı. Fakat bana ters gelen çok fazla davranışı var. Daha geçen gün diyor ki "Biz 18 yaşına geldiğinde torunumuza araba alcaz." Durumun gerçekçiliğini geçtim,o zamana kim öle kim kala. Ama sen bana/oğluna bunu sordun mu? Nerede benim otoritem? Ben, "Biz onay vermeden bir şey yapmayalım da." diye tatlı tatlı durumu anlatmaya çalışırken inat etmeye devam ediyor. Sonra sinirleniyorum. Dolayısıyla çocuğun bakımını onlara vermek istemiyorum. Daha pek çok şey var da yazmak istemiyorum şimdi.

Yani olayın özü, kocamın bu düşüncesi canımı sıktı. İleride bizim için sorun olacak bir konu çıktı. Bakalım ne zaman patlar.

Kilo almadım, hala! Doktor mutlu, ben de mutluyum. 4 ayda 0 kg. Hatta -1. :D Bu ara iştahım arttı gibi ama, aralarda acıkıyorum, canım da saçma şeyler istiyor. Aş ermek mi bu?

Kocam sezaryen mi normal doğum mu meselesini doktor ile konuştu. Ama öyle dan dun girdi ki konuya, hah dedim, şimdi sıçtık. Özel hastanelerde, Türkiye'de, hele ki küçük bir ilden bahsediyorsak öyle doğum eğitimleriymiş, doulalarmış, doğumhaneye girmeden doğurmakmış, suda doğum yapmakmış... Bunlar pek konuşulmuyor. Sezaryen yaygın, bunun pek çok nedeni var; doktor tercihi, gebe tercihi, bakanlık engelleri, hukuksal süreçler... Kimse risk almak istemiyor. Gebe de bebek için en iyisi olsun istiyor, biraz daha nazik bir muamele görmek istiyor, belki biraz özel davranılsın istiyor.

Bu ara, pek çok kişi gibi ben de normal yolla doğum yapmayı bekliyorum. Bebek de doğuma hazır olsun, o su bir patlasın, süreç başlasın. Ameliyat olacaksa ondan sonra karar verilsin. Bebek için kendim tercih yapmaktansa spontan bir doğum başlasın diliyorum. Sonrasını sürecin içine girip de değerlendirmek istiyorum, katı konuşmak istemiyorum.

Doktor, eğitime gidebileceğimi (bu ilde sadece devlet hastanesinde doğum öncesi eğitim veriliyor.), istersem yanımda bir ebe ile girebileceğimi, vajinal yolla doğumu deneyebileceğimi söyledi. Ve şöyle bir şey ekledi; "Normal doğum aslında yattığın yerde müdahalesiz doğum yapmak oluyor. Ne kesi, ne epidural, ne diğer tıbbi müdahaleler normal olan şey değil aslında." dedi. Bu görüşe kısmen katılıyorum, sanırım epizyo yapılmadan, damar yolu açtırmadan doğum yapmak ve sonra hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmek pek güzel olurdu. Ama şunu da biliyorum, yattığımız yerde doğurmuyoruz, hastaneye gidiyoruz, tıbbi gereklilikler varsa, yapılacaktır. Ben bunu kabul ediyorum. Esneyebildiğim bazı noktalar olduğunu görmek bana iyi geliyor.

Kontrolden sonra doktor iki ilaç verdi, bir de omega 3 takviyesi. Balık, ceviz, semizotu üçlüsünü yiyorum, bu yüzden omega almak istemedim. İlaçlardan birinin adı Gryffindor'a benziyor. Folik asit bişeysiymiş, pembe, tatlı bir ilaç. Erkeg doğuracaklara da mavisini veriyorlar mış, hııı hımmm... Biri de multivitaminli bir şey. Her gün düzenli olarak onu içmeyi unutuyorum. Rengi pembe olsaydı... :)

Bu hafta da böyle geçti. On yedi yarın bitiyor. Ve benim 17 için yazacak hiç özel bir şeyim yok. Dur accık düşüneyim bari.

24 Nisan 2017 Pazartesi

15. hafta




Dişlerimmmm... Bana dişlerimi geri verin! Bu durumun başıma geleceğini biliyordum; diş etim şişti, diş ipi kullandığımda kanıyor, çok hassaslaştı. Gelecekte bütün diş masraflarımı sana karşılatıcam çocuum, bilgin olsun!

Ücretsiz izin için gerçekçi planlar yapmaya başladık. Bebek kısmeti diye bir şey var ya, öyle derler mantıklı değil ama ne bileyim, insanın motivasyonu mu değişiyor ne oluyor; ben izne ayrıldıktan sonra nasıl standartımızı devam ettireceğiz derken bir anda bireysel görüşme için randevu isteyen insanlar çıkmaya başladı. Ben de uzun bir aradan sonra yeniden bireysel görüşmelere başlamış oldum. Ve sırada birkaç randevum daha var. Benim için inanılmaz keyifli bir süreç bu. Çünkü gerçekten işimi yapmış oluyorum, özel sektörden ayrıldığımdan beri bu doyum hissini çok az yaşadım. Diliyorum ve umuyorum ki böyle devam ederim.

Kafam kaşınıyor.:D Şaç derimde bir tuhaflıklar var; kuru, kaşınıyor. Bir tuhaf. Hamilelikle bir alakası var mı, bilmiyorum. Zaman zaman döküntülerin oluştuğunu söylemişlerdi ama kafamda olabileceğini düşünmemiştim. Geçtiğimiz cuma günü o kadar kaşındı ki canımı acıttım hart hart diye kaşımaktan. Bitli gibi. Bak, deyince yine geliverdi...

İnatla kilo almıyorum. (Ah, bir üzülüyorum, bir üzülüyorum, sorma!) Hala 53.800 civarındayım, başladığımın gerisindeyim. Bugün iş arkadaşlarımdan pozitif geribildirim aldım. "Canın hiç mi bir şey çekmiyor?", "Hiç abur cubur yemek istemiyor musun?" diye sordular. Canım bir şeyler istiyor elbette, ama can çekmeleri ben hamile olmadan önce daha fazlaydı. Olup olmadık yerde alakasız şeyler isterdim. Yapay şeyler istemiyor canım. Özellikle kendim gidip hazır gıda almıyorum. Birisi çikolata vb. bir şey ikram ederse yiyorum ama. Haftada bir sefere falan denk geliyordur o da. Geçenlerde canım şeftali istedi, mevsimi daha değil, ve inatla mevsimi gelmeyen şeyleri yemiyorum. Şeftali işini de geçen yazdan kalan erik suları ile çözdüm. Nasıl güzel geliyor soğuk soğuk o meyve suları. Bu sene daha çok yapacağım.

Dün akşam yemekte kayınvalidem bir defa daha "Sinin iki kişilik yimin liizimm." dedi. Bir de yüzümü gören cennetlikmiş, beni gördüğüne göre cennete gidecekmiş. Ehe, ehe. Espriler havada uçuştu falan. Hayır, istiyorsan gelirsin, istiyorsan ararsın. Bizdeki modellerde "Biz yaşlıyız." savunması var. İstiyorlar ki hep onlar aransın, sorulsun, ilgilenilsin, gidilsin. Desek ki "Biz akşam yemeklerinde hep size geleceğiz." oğluşu ile bir dakika daha fazla geçireceği için dünyeaalar onun olur. Ama yemezler. Ben bu tip rutin işleri yapmayı sevmiyorum. Aramış olmak için birini aramayı sevmiyorum, zorunluluktan birini görmeyi sevmiyorum, kimse de beni zorunluluktan görmesin bir zahmet. Ben gücenmem, başkasının gücenmesini de kusura bakmasınlar kıçıma takmam. (Anan hariç de!) O bana kendince laf geçirmeye çalışırken ben de "Havalar da pek soğudu." manevrasıyla durumu geçiştiriverdim. Ama bir gün, kendimi tutamıycam sonra olaylar olaylar... Sen koru yearebbim!



Geçenlerde de halam yazdı;

"Caanımm Jr. nasıl?"
"İyiyim halacım, sen nasılsın?"
"Senin iyi olduğuna sevindim ama ben Jr.ı soruyorum." (???!!)
"M.'yi (kedi) soruyorsan, o da iyi, gırlayıp duruyor işte."
"..."
"Bebeği soruyorsan henüz parazit yaşam formu olduğu ve kendisiyle iletişim kuramadığım için, bir şey diyemiyorum."
"Nasıl yani?"
"Ben iyiyim, dolayısıyla o da iyidir herhalde."

Ulen duruma bak. Beni soracaanız beni! Adamı delirtmeyin. Ne bileyim ben bebek nasıl? Bir dahaki benzer diyalogda -Ki performans sanatları ustası kaynanam dün bebeği (de) sordu. Ayrıca beni (de) sorduğu için affettim ama dilimin ucuna gelmedi değil. Tabii piremsesliğe bok sürmemek de var.- "Ooo soranlara çok selamı var. Büyüklerin ellerinden küçükleri gözlerinden öpüyormuş." diyeceğim.

Önce beni soracaksınız!!!

Her seferinde ciddi başlayan yazılarıma contayı yakarak devam ediyorum. Allaahın işi işte...

Mortgage ile elektrik süpürgesi sahibi olduk. Ne zamandır aklımızdaydı, cart diye aldık, nasıl oldu, ne ara elimizde poşetle mağazadan çıktık bilemedim. Kocam "Böyle iyi pazarlama yapan adamlara dayanamıyorum yeaa!" diye söyleniyordu çıkarken. Ama gözlerimiz de ışıl ışıldı. Geleceğe umutla bakıyorduk. Artık bizim de bir Dyson'umuz vardı, evde tek bir toz, tek bir kedi kılı, tek bir koca kılı ve tek bir kadın saçı kalıntısı bırakmayacaktık. Temiz sandığımız halımızın dörtte birini paketten çıkan makinenin kalan iki dakikalık şarj ile süpürdük. Sonra gözlerimiz kanadı. Bizim eskisi gırgırmış da haberimiz yokmuş. Çok sevdik, çok pratik geldi. Hantal süpürge almak istemedik, şarjlı süpürge aldık. Şarj süresi dışında yakınabileceğim bir sıkıntısı yok. Yüksek hızda 6, standart hızda 15-17 dk dayanıyor. İki katlı ev için yetmez, ama evet işte... (Kendimden tiksindim, ıyy.)

Sevmek bir ömüüüürr sürerr, süpürmeeeeeek 6 dakikaaaaa


Dün rüyamda erkek çocuk sahibi olduğumu gördüm. O kadar üzülüyorum ki, sanki bir şeyi kaybetmişim gibi. Sabah uyanınca kendimden utandım; bilinçdışı. Ben yapmadım, buzdağının görünmeyen yüzü yaptı. Tööbeee töbeeeeee. Tabiiğğ ki sağlıklı olsun, yeter. ( Ki, daha önce özel çocuklarla çalışan, lisans eğitiminde çokça bilgi edinmiş biri olarak gelişimsel veya fiziksel bozukluk/gerilik bütün anne adayları gibi beni de çok korkutuyor. Herkes için zor, dilerim hiçbirimiz yaşamayalım, sağlıklı çocuklarımız olsun.)

Bu hafta doktora gideceğiz, büyük ihtimalle bir tahminde bulunacak doktor. Çıkarım demek mi daha doğru acaba? Eskiden nedense erkek çocuğum olsa daha mutlu hissedermişim gibi düşünüyordum. Çok önceden, evlenmeden, kocamla tanışmadan evvel. Sanırım kaynanamın annelik örüntüleri biraz etkiledi beni. (Bu haftanın gıybet konusu kaynanam oldu.) Tüyler diken...

Başka da anlatacak bir şey kalmadı galiba. Kendimde ne değişti, ne farklı, doğru düzgün fark edemiyorum. Çünkü sanki hamile değilmişim gibi. Önde birazcık büyüyen göbeğim dışında başka adam gibi bir belirtisini hissetmediğim için günler aynı rutinde akıp gidiyor benim için. Hiç şikayetçi değilim. Geçen ay az biraz belirti yaşadım da aklım çıkıyordu neredeyse hastalandım diye. Bence doğuma dek, doğum sonrası da dahil, ne bileyim 18ine gelip evden ayrılana dek (Bak bak, sanki Amerigan anası, laflara bak) hayatımda hiçbir şey değişmemiş gibi yaşayayım.

Çocig benden bağımsızlaştığında ben...


 Sakin sakin, özgür özgür...






17 Nisan 2017 Pazartesi

14. Hafta




Hımmm, bakalım bakalım, bu haftaya dair ne anlatayım...

Zaman içindeyken yavaş, geri dönüp bakıldığında hızlı ilerliyor. Ve geçip giderken öyle ne olmuş çok da anlamıyorum, sanki bir önceki haftayla aynıymış gibi, sanki değişiklik olmamış gibi.

Duygulanıp ağladığım şeyler arttı. Ağlamak o kadar kontrolsüz geliyor ki, tutmaya çalışsam da kendimi durduramıyorum. Sinirden, üzüntüden ağlamak gibi değil ama, boş ağlamak. Yaşamayan birinin çok anlayabileceğini sanmıyorum.

Bu hafta en çok duyduğum şey, "Kız mı, erkek mi? sorusu oldu. Her "Bilmiyorum." cevabından sonra, "Peki sen ne hissediyorsun?" diye sordular. Bir hissim yok, zaten olsa da sallamış olacağım, geçerliliği olan bir şey de değil sonuçta.

Ama yine de kız olsa fena olmaz diyorum. Kedi oğlandan sonra insan kız sevimli olabilirdi. (Evet, kedimi de çocuğum gibi görüyorum, evet, evin bir ferdi de o.)

Akrabalarla paylaşmış olduk; tebrikler, minik hediyeler, pastalar, ziyaretler bir miktar daha motivasyonumu arttırdı. Diyorum ya, çevremdeki herkes benden daha coşkulu karşılıyor bu durumu, gece uykusuzluğumda coşkulananları yardıma bekliyorum. Kıps!

Sürücü kursu nedeniyle çok yorucu bir hafta geçirdim. Beslenme düzenim bombok oldu. Akşamları hep saçma şeyler yemek zorunda kaldım. Ama bir haftaydı ve bugün son gün. Toparlayacağım umarım. Ama kursun şöyle bir artısı oldu, çok olmasa da her gün eve dönerken yarım saat yürüyüş yaptım. Devam ettirmeyi istiyorum, o bile bana kendimi iyi hissettirdi. Kendim için bir şey yapıyormuş olmak, yarım saat de olsa bedenime iyi gelecek bir şeyi yapmak güzel bir histi. Artık hava geç kararıyor, yemekten sonra çıkar yürürüm. Tabii, kavurucu sıcaklar başlayana kadar. O da taş çatlasın bir ay yapar.

Karnım büyüyor, pantolonlar ağlıyor. Etekler emekli oldu, elbiseler direniyor... Cumartesi günü bir arkadaşımın düğünü vardı ve ben tam olarak şöyle bir şeydim:


Sorry, not the fan of KK
Orutamadım, patlayacak gibiydim, halbuki elbisenin bel kısmı hariç her yeri de büyük geliyordu bana. Bol giyeceklere terfi zamanı gelmiş.

Şimdiye dek spor sütyenlerine nedense bir karşı çıkışım olmuştu. Bu hafta gaza gelip kendime iki tane aldım. Lan... Rahatmış iyi mi? :) Bundan sonra memelerin en yakın arkadaşı: 1. sütyensizlik, 2. spor sütyenleri. Bir de annemin gaza gelip aldığı emzirme sütyeni var. Normalde bedenim 75 A. A cup Türkiye'de çokça satılmıyor ben de genelde 75 B alıyorum, ekssstra desteklilerinden. Annemse bana gitmiş 85 (yazıyla seksönböööşşş) C beden emzirme sütyeni almış. Bi' de diyor ki "Satıcı kız da aynı senin gibi minyondu, ona sordum öyle aldım." Acaba o satıcı kız benim memesiz olduğumu biliyor muydu? Kaldı ki minyon olup da memesi olan çok insan var.

Aha da bu! Ama böyle kibar durmuyor, babaannemin çamaşırları gibi korkutucu!!!

Üzerime giydiğimde bedenim ve çamaşır arasında neredeyse bir karışlık boşluk kalıyor. Bu memeler emzirme zamanında ne kadar büyüyor arkadaş?

Başka da çok bir değişiklik yok gibi bende. Daha çok alıştım, kanıksadım. Yorgunluk azaldı, akşam oturup film izleyebilen insan kıvamına geldim. Fena değil yani bu aralar. Böyle devam etmesini umuyorum. İiişallah, maaaaşallah...

Çok yakışıklısınız hocam <3




10 Nisan 2017 Pazartesi

13.Hafta


Çünkü, cumadan cumaya hafta devri yapıyoruz!

Hayatımda değişen bir şeyler oldu mu? Düşününce yok gibi, ayrıntılandırınca var gibi...

12 ile 13 arasında fark var diyebileceğim tek şey yaşam kalitemdeki artış oldu. Hala yemek yerken bir miktar zorlanmakla birlikte enerjim daha fazla ve ben bu enerjiyi daha verimli şekilde kullanabiliyorum. Uyku düzenim bir miktar da olsa normalleşmiş durumda. Mesela geçen akşam arkadaşlarımız geldi. Vicdansızlar rakı balık yaptılar, ben bön bön bakakaldım (Şaka şaka, canım rakı istemedi). Gittiklerinde saat biri geçiyordu. Mutfağı topladım, asılacak çamaşır vardı, onları astım öyle yattım ve saat yedide uyandım. Ertesi günü de bir şekilde kotardım. Yani, çok da acınası bir durumda değilim artık.

Hala insanlara söylemekte zorlanıyorum. "Bin hımiliyim!"

Halalarımla paylaşmadım, belki babam boşboğazlık yapıp söylemiştir, onlar da benden bekliyorlardır, bilemiyorum. Ama annem geçen gün kuzenime söylemiş. Sonra ben geri aradım kuzeni.  Konuşma başladıktan sonra sorun olmuyor da, ne bileyim, vallahi zor!

Çocuğumuza aldığımız ilk şey bir adet leğen(!) oldu. Bir grup insan buna bebek küveti de diyor. Ama bizce genişçe bir leğen. Giderli aldım özellikle, çünküü bilen bılogır anneleri giderli alınmasını tavsiye etmişti. Az daha büyüğü olsa ben de kullanabilirdim bence. Hatta kocamla düşündük, "Lan, acaba büyüklerinden de var mıdır?" diye. Çok afedersiniz altı odalı, dört tuvaletli (3 tanesi banyo özellikli) evimizde bir adet küveti bize çok görmüşler. O yüzden içimde yaradır, küvete oturup da foşur foşur yıkanamıyorum, sütlü banyolar yapamıyorum!

Şu elimde görmüş olduğunuz leğenin aynısından aldık. İçinde filesi falan yok. A101den 15 tl'ye aldık. Görseli de e-bebek web sayfasından aldım. Tahmin edin, orada kaç para? Fakiriz ama salak değiliz olm! 

Hayaller, hayatlar... Bu arada Gugıl'ın, Bülent Ersoy'un sütlü banyo fotoğraflarını bulabilmesi için daha çok çalışması lazım. 
Bebek için alışveriş yapma konusunda gerçekten ama gerçekten çok çekiniyorum. Çünkü o kadar fuzuli olan şey var ki! Ve çok pahalı. Nefret ettiğim iki sektör var, birincisi düğün dernek sektörü, ama A-Z olarak her şeyiyle, ikincisi de bebekleme sektörü. Yolunacak kaz mıyız olm! Hedefim, aldığım ve bana verilen bütün bu eşyaları paketleyip paketleyip birilerine vermek. Tabii, kendi kafamda olan birilerine. (Yoksa çöpe atarlar, görgüsüzler!)

Aaa, fark ettiğim bir de göbek farkım var. Göbeğim artık dışarıdan belli oluyor, pantolonların beli olmuyor. Elbiseler can kurtaran! Az daha hava ısınsa, o zaman her şey çok daha güzel olacak.

Bir bomba da kendimle ilgili; sürücü kursuna yazıldım. Hala çok inanamasam da sanırım şeytanın bacağını kırıyorum.

Sanırım, güzel günleri görmeye başladım. Bence kutsal üç aylara giriş yaptım.

3 Nisan 2017 Pazartesi

12. Hafta





Aslında benim için çokça değişen bir şey yok. Aynı yorgunluk hali, aynı iştahsızlık devam ediyor. Bir ara özellikle havanın yumuşamasıyla birlikte kendimi daha enerjik, daha mutlu bir insan olarak hissettim. Birkaç gün devam etti. Sonra yine hava soğudu, kapadı ve benim duygu durumumun da aynı şekilde düştü. Artık daha iyi hissetmek istiyorum. Okuduğum yerlerde 13. haftadan sonra yani ilk trimester bitmesinden sonra gebelerin daha rahat olduğuna dair geri bildirimler vardı. Ama bu iş sanırım çoğunlukla şans. Beşinci ayına dek ve hatta gebelik sonuna dek aynı sıkıntıları yaşayan gebeler de var. Genel olarak çok sıkıntı yaşamıyorum; yemek yapmak ve yaptıktan sonra yemek istemiyorum. Ama başkası yaparsa sorunsuz yiyorum. Böyle de değişik bir şey. Demek ki kendime hizmet edilsin istiyorum.

Geriden gelerek yazdığım için, geçtiğimiz perşembe ikili test için kan verdim. Hayınlar, meğer bu da parayla yapılıyormuş! Devlet hastanelerinde alınıyor mu bilmiyorum. Özel muayene yönlendirmesinde daha fazla istediklerini de biliyorum. Ama bu çocuk meselesi şimdiden masraflanmaya başladı. Muayene ücreti ayrı, test ücreti ayrı... Ohooo, bize böyle anlatmamışlardı!

Şaka bir yana; ense kalınlığını ölçtü doktor, onu ölçebilmek için de şiddeti oldukça yüksek depremler oluşturdu karnımda. Ben kedi karnıma yanlışlıkla bastığında "Lan, yavaş!" diye tepki verirken hatun ultrason cihazıyla karnımda horon tepti. Uzun bir süre doğru pozisyonda durmayan çocuğum ve günün son hastasının işini halledip artık evine gitmek isteyen doktor arasında kaldım. Nihayet baktı, ölçtü, biçti, bir sorun olmadığını söyledi. Umarım gerçekten öyledir.

Kan verme ile ilgili ciddi sıkıntılarım var. Kan verdikten sonra hasta oluyorum. Tamamen ruh halimden kaynaklanıyor, fizyolojik bir sıkıntı yaşadığımı sanmıyorum. Ve gebelik rutinlerinden biri haline geldi bu kan verme işi, alışırsam ancak bu zamanda alışırım bu işe. Tam da bu yüzden epidural, damar yolu vb. şeylerden ölesiye korkuyor ve doğal doğumu ümit ediyorum ya.

Doktor başından beri dört günlük bir gerilik olduğunu söylemişti. Sanırım döllenme süreci ile ilgili bir şey.

Genel olarak sıkıntı yok, sorun yok. Şu midem de bir düzelse, yeme düzenim bir kendine gelse...
Keşke...


22 Mart 2017 Çarşamba

Bu işin raconu bu: 11. Hafta



Burnum büyüyor, bir arkadaşım da onayladı. Çok erken değil mi yaa!

Belim inceldi ve karnım öne doğru çıkmaya başladı, bazı pantolonlarım karnımın altına geliyor ve belimden düşecekmiş gibi hissediyorum.

Cildimde döküntüler oluyor, daha çok su içiyor olmama rağmen hem yüzüm çok hızlı kuruyor hem de kollarım ve bacaklarımda minicik pullanmalar oluşmaya başladı. Zeytinyağında yüzeceğim yakında.

İştahsızlık devam ediyor. Sabah kahvaltıları hariç. Sabah bir şey yemek beni hiç rahatsız etmiyor. Bir öğünde yediğim br şeyin azalmadığı tek zaman kahvaltı. Ama yine de diğer öğünlerde de yemek yiyorum.

Her gün şundan şu kadar, bundan bu miktarda yemek gerekiyor gibi söylemler beni çok sıkıyor. Yeterince çaba harcıyorum, ama o gün meyve yemediğim zaman kendimi suçlu hissediyorum. Ve evet, meyve yemek istemiyorum. Tatlı da yemek istemiyorum. Meyve suyunu seviyorum, portakal suyu, limonata bu ara severek içtiğim şeyler. Özellikle de çilekli limonata. Hayır, satın almıyorum, kendim yapıyorum. Bu mevsimde çilek ne alaka diyenlere de derin dondurucu diye cevap veriyorum.

Geçtiğimiz hafta kan tahlili için kan vermiştim. Dün akşam sonuçlarına baktım. Her şey belirtilen referans aralıklarında. Yani gayet iyi.

Gittiğim kadın doğum doktorunu sevmiyorum. İlgili biri olduğunu düşünmüyorum. Sanırım değiştirmem gerekiyor, ama kime gitmem gerekir, emin olamıyorum.

Sezaryen ameliyat için hamile kalmadan önce katı düşüncelerim vardı. Ama hala alışamadığım için vajinal doğum da korkunç geliyor. Aslında genel olarak doğurmak istemiyorum. Hamile olarak da kalmak istemiyorum. Ne istiyorum, bilmiyorum. Ama doktorun beni planlı sezaryen için ayarlamasını istemiyorum. O, "Suyum geldi." anı yaşanacak arkadaş!

Buldumcuk anne modunda değilim. Yaklaşan anneler günü beni dehşete düşürüyor. Kutlayanlar olacaktır eminim. Ven ben kendimi elimde döner bıçağı ile "Kutlamayın leaaaaaann!" diye bağırırken hayal ediyorum. Herkesi "fruit ninja" gibi ortadan ikiye ayırdıktan sonra rahatlayacağımı düşünüyorum.

Temsili değil!


Hala şişen göbek fotoğrafı kolajı oluşturmalı mıyım tereddütleri yaşıyorum. Şimdilik üşeniyor ve saçma buluyorum. Ama ne zaman bir fotoğraf bir işi olsa ve ne zaman ben o fotoğrafı üşendiğim için çekmesem/çektirmesem hep "Keşke yapsaymışım." diyorum. Belki kendimi biraz zorlayabilirim.

aylak karga
"Ehe ehe ni kıdır dı iylincili"

Çokça pasif agresiflik, biraz neşe, bir miktar iyilik hali (piremses mişim gibi), bazen melankoli, ara ara sıçtın mavisi şeklinde geçen günlerden, 11. haftadan sevgilerle...

Esen kalın anacığım.



16 Mart 2017 Perşembe

Aile hekimi dedik, ebe dedik



Açıkçası doktor kontrolünden daha memnun kaldığım bir görüşme oldu. Gerçi tanıdık olmasının etkisi var, bu nedenle de memnun kalmış olabilirim.

Aile hekimi azıcık... Immm... Değişikti. Nedense doktorlarla ilgili şöyle bir önyargım var, bekliyorum ki hepsi zehir gibi olsun, hazırcevap olsun, zeka fışkırsın böyle. Benim hekimim bu standartların dışında kalıyor, ama çabaladı, onu gördüm ben onda.

Tansiyonumu ölçmek istedi. Nasıl oluyor anlamıyorum tabii ama nabzı bulamadı, bir kaç kez denedi, belki sorun bendedir, bilemiyorum.

Sonra aramızda şöyle bir diyalog geçti. Bana daha önce bir hekime kaydolup gebelik için görüşme yapıp yapmadığımı sordu. Aile hekimine gitmediğimi ancak kontrole gittiğim bir kadın doğum doktoru olduğunu, ilk tahlillerin onlar tarafından yapıldığını söyledim. Kaçıncı haftadasın dedi. 11 dedim. Doktora ne zaman gittiğimi sordu, yaklaşık bir ay önce dedim. Ve bana "O ZAMAN DA HAMİLE MİYDİN?" dedi.

Ha?! 11-4= 7 yapıyor be ablacım. Bu neyin kafası allah aşkına?

Kocamla göz göze gelip dudağımızın kenarını ısırdık. Olsun, çabalamıştı.

Daha sonra hemşire ile görüştük. O kayıt aldı, kan aldı, kalp atışına baktı ama kalp atışını elindeki cihaz ile yakalayamadı. Ve tedirgin olmamam için sürekli "Daha erken ama bak, ondan çıkmamıştır, 12. haftadan önce biraz zor bu cihazla duymak." gibi sözlerle beni yatıştırmaya çalıştı. Tedirgin olmuyorum ki yatışayım, bir sorun olsa çıkardı elbet, sakin ol şampiyon!

Önümüzdeki haftaya kullanmam için D vitamini ve tahlil sonuçlarına göre kullanabileceğim demir hapı verdi. Demir hapı ile ilgili çekincelerim var, genelde gebeler demir hapının ciddi mide bulantısı yaptığını söylüyorlar. Kullanmam gerekebilir belki ama gönüllü de değilim açıkçası.

Bu arada ben kan verirken doktor da birisi için idrar testi yapmaya çalışıyordu, bu üzerine işediklerimizden. :) Test herhangi bir sonuç vermedi, çünkü idrar akışı olmadı. Beceri işi midir bilemiyorum ama asıl o testi doktorun yapmasına şaşırdım. İlginç. Belki de hep yapılıyordur, o da bir ihtimal.

Hala muç muç anne moduna girmedim değil mi? Olmasa da oluyordur belki de, ne biliyorsunuz? :)

Bu arada annem dün bebek giysileri almış, bana gönderdi fotoğraflarını. "Hazırlıklar başlasın." yazmış bir de.

Ha size de eğlence çıktı, değil mi, oh ne güzel ya, eğlenin bakalım.

Oh, yeah!